23 Şubat 2017 Perşembe

Câbir b. Abdullah (ra) Peygamber Efendimiz (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
“Cennetin anahtarı namazdır” (Dârimî)
Abdullah b. Kurt (ra) Peygamber Efendimiz (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
“Kulun kıyâmet gününde ilk hesaba çekileceği şey, namazdır. Eğer namazı iyi, güzel olursa, diğer amelleri de iyi olur. Eğer namazı bozuk olursa diğer amelleri de bozuk olur.” (Taberânî)
Enes b. Mâlik (ra) Peygamber Efendimiz (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
“Allah’ın insanlara dinlerinden ilk farz kıldığı şey namazdır, (âhir zamanda dinlerinden) geriye en son kalacak olan namazdır, (kıyâmette insanların) ilk hesaba çekilecekleri de namazdır. (Kıyâmet günü) Allah (meleklere) “Kulumun namazına bakın!” der. Eğer namazı tam çıkarsa tam olarak yazılır. Eğer noksan çıkarsa “Bakın kulumun nâfile namazı var mı?” der. Eğer nâfile namazı bulunursa farzlar nâfile ile tamamlanır. (Ebû Ya’lâ)
Câbir b. Abdullah (ra) Peygamber Efendimiz (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
Beş vakit namazın misâli, sizden birinin evinin önünden akan ve içinde her gün beş defa yıkandığı bir nehir gibidir. (Nasıl beş defa yıkanınca insan üzerinde kir kalmazsa, beş vakit namaz kılan insanda da manevî kirler kalmaz.) (Müslim)
Enes b. Mâlik (ra) Peygamber Efendimiz (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
Allah’ın bir meleği her namaz vaktinde şöyle nidâ eder, seslenir: “Ey Ademoğulları! Kalkınız (günah işlemekle) tutuşturduğunuz ateşinizi söndürünüz (namaz kılınız)” der. (Taberânî)
Ebû Hüreyre (ra) Peygamber Efendimiz (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
“Büyük günah işlenmediği müddetçe, beş vakit namaz, Cuma namazı gelecek cumaya kadar, aralarındaki küçük günahlara kefarettir.” (Müslim, Tirmizî)
besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu

şuara süresi ayet 36

قَالُوا أَرْجِهِ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ ﴿٣٦﴾
Kâlû ercih ve ehâhu veb’as fîl medâini hâşirîn(hâşirîne).
şuara süresi ayet 37
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ ﴿٣٧﴾
Ye’tûke bi kulli sehhârin alîm(alîmin).
şuara süresi ayet 38
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ ﴿٣٨﴾
Fe cumias seharatu li mîkâti yevmin ma’lûm(ma’lûmin).
şuara süresi ayet 39
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ ﴿٣٩﴾
Ve kîle lin nâsi hel entum muctemiûn(muctemiûne).
şuara süresi ayet 40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِن كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ ﴿٤٠﴾
Leallenâ nettebius seharate in kânû humul gâlibîn(gâlibîne).
şuara süresi ayet 36-37
[ konsey üyeleri] onu ve kardeşini yanında tut şehirlere toplayıcılar gönder de bütün bilgili sihirbazları toplayıp sana getirsinler dediler
şuara süresi ayet 38
sihir bazlar belirli bir yer ve zamanda  toplandılar
şuara süresi ayet 39
halka sizde toplanır mısınız dediler
şuara süresi ayet 40
eger galip gelirlerse biz sihirbazlara uyarız [dediler]



besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu

şuara süresi ayet 31
قَالَ فَأْتِ بِهِ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ ﴿٣١﴾
Kâle fe’ti bihî in kunte mines sâdikîn(sâdikîne).
şuara süresi ayat 32
فَأَلْقَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ ﴿٣٢﴾
Fe elkâ asâhu fe izâ hiye su’bânun mubîn(mubînun).
şuara süresi ayet 33
وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاء لِلنَّاظِرِينَ ﴿٣٣﴾
Ve nezea yedehu fe izâ hiye beydâu lin nâzırîn(nâzırîne).
şuara süresi ayet 34
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ ﴿٣٤﴾
Kâle lil melei havlehû inne hâzâ le sâhırun alîm(alîmun).
şuara süresi ayet 35
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ ﴿٣٥﴾
Yurîdu en yuhricekum min ardıkum bi sıhrihî fe mâzâ te’murûn(te’murûne)
şuara süresi ayet 31
[ firavun] eger sözünde dogru olanlardansan getir onu bakayım dedi 
şuara süresi ayet 32
[ bunun üzerine musa] asasını bırakıverdi o birden apaçık bir ejderhaya dönüşüverdi
şuara süresi ayet 33
bir de elini çekti çıkardı o da bakanlara bembeyaz oluverdi 
şuara süresi ayet 34-35
[firavun] etrafındaki konseye dönüp bu sihriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak isteyen çok bilgili bir sihirbazdır [ bana ne yapmamı] emredersiniz dedi 

Rebîa İbni Ka'b -radıyallahu anh-
Rasulullah'ın Hizmetkarı
Rebîa İbni Ka'b radıyallahu anh bir hizmet eri... Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemi ilk görüşünde ona derûnî bir sevgiyle kendini teslim eden bir sahâbî... Hem hazarda, hem seferde şahsî hizmetlerini gören bir yiğit...
O, Ebû Firas künyesi ile bilinirdi. Ashâb-ı Suffe'dendi. Genç yaşta İslâm ile şereflendi. Kalbi İslâm nuru ile aydınlandı. Gönlü, Allah Rasûlünün aşkıyla doldu. Onu sevmek gıdası oldu. Onun her türlü hizmetini görmeyi kendisine şeref bildi. Kendi kendine: "Yazıklar olsun sana Rebîa! Niçin kendini tamamen Rasûlullah'ın hizmetine vermiyorsun?" diye hayıflandı. Vicdanının sesini dinledi ve: "Git, kendini ona arzet. Eğer seni kabul ederse dünya ve âhiret seâdetine erersin" dedi.
Rebîa ibni Ka'b (r.a.) kendisini Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimize arzetti. Hizmetine kabul edilmesini rica etti. Efendimiz de onun ricasını geri çevirmedi. O günden itibaren Efendimizi gölge gibi takib etti. Gözünü gözünden ayırmadı. Hazarda ve seferde Şahsî hizmetlerini hep o gördü. Abdest suyunu hazırladı. Misvakını ve diğer ihtiyaç duyacağı eşyayı temin etti. Gece istirahate çekildiğinde dahi belki ihtiyacı olabilir diye, evinin eşiğinden ayrılmadı.
O, bütün gecesini Efendimizin kapısına yakın bir yerde geçirirdi. Namaza kalktığında Efendimizin okuduğu Kur'an'ı dinlerdi. İçerden seslendiğinde derhal kapıda hazır olurdu. İki Cihan Güneşi Efendimiz onun sadakat ve teslimiyetinden, samîmi davranışlarından, sevgi ve hürmet dolu hizmetlerinden pek memnun kaldı. Ona ikramda bulunmak istedi. "Dile benden ne dilersen!"buyurdu. Bu hadiseyi Rebîa (r.a.) şöyle naklediyor:
Resûlullah'ın hizmetkârı ve Ehl-i Suffe'den olan Ebû Firas Rabîa İbni Ka'b el-Eslemî radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah (s.a.) ile birlikte gecelerdim. Abdest suyunu ve öteki ihtiyaçlarını hazırlardım. Bu hizmetlerimden dolayı bir gün bana: - "Dile benden ne dilersen" buyurdu. Ben: - Cennette seninle beraber olmayı isterim, dedim. Rasûlullah (s.a.): - "Başka birşey istemez misin?" buyurdu. Ben: - Benim dileğim bundan ibarettir, dedim. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz:
"Öyleyse çok namaz kılıp secde ederek, kendin için bana yardımcı ol!" buyurdu.
Ne firaset!.. Ne güzel istek!.. İki Cihanda beraber olmayı dilemek... Kişiyi arzu ve isteğinde serbest bırakmak büyüklerin özelliklerindendi... Bir anlamda da imtihandı... Ne isteyeceğini bilip bilmediğini kontrol etmekti...
Ey Rabbimiz! İlâhî bir ikramın olarak bizleri de firâset ehli eyle!.. Fânî'yi bâkiye tercih ettirme!.. Sevdiklerinle beraber eyle!.. Onlara hizmet şerefiyle şerefyâb eyle!.. Hizmetkârları olarak ömrümüzü tamamlamayı nasîb eyle!..
Rebîa İbni Ka'b (r.a.) genç ve bekar olarak Fahr-i Kâinat (s.a.)'e hizmet etmeğe çalışıyordu. Onu memnun etmek en büyük mutluluğu idi. "Dile benden" denildiğinde dünyaya ait bir şey istemedi. Ahirette de onunla beraber olmayı diledi. Fakat beşer olarak dünya hayatı da devam edecekti. Bu hadiseden kısa bir zaman geçmişti. Resûl-i Ekrem (s.a.) onu çağırdı ve: "Evlenmek istemez misin Rebîa?!" dedi. O da: "Hiçbir şeyin beni sana hizmetten alıkoymasını istemem ya Rasûlallah!" diye cevap verdi. Peşinden de: "Hem benim o kadına verecek ne param var ne de onu geçindirecek malım var?" dedi.
Bir kaç gün sonra Efendimiz Rebîa'ya tekrar sordu. O da aynı cevabı verdi. Fakat gönlü, zihni bu soruya takıldı ve yanlış yaptığını farketti. Kendi kendine: "Resûlullah (s.a.) benim dinim ve dünyam için en uygun olanı daha iyi bilir. Bir daha teklif ederse, kabul edeceğim." dedi. Aradan uzun bir zaman geçmemişti. Efendimiz onu görünce tekrar: "Evlenmek istemez misin Rebîa?!" diye sordu. O da: "İsterim Ya Rasûlallah! Fakat benim durumumu biliyorsunuz." dedi. Bunun üzerine İki Cihan Güneşi efendimiz: "Falancalara git ve onlara: "Resûlullah (s.a.) size kızınızı bana vermenizi emrediyor."diye söyle buyurdu. Rebîa (r.a.) Utana utana gitti ve Rasûlullah (s.a.)'ın sözlerini iletti. Onlar da "Rasûlullah'ın elçisinin başımız üzerinde yeri vardır. O ancak isteği yerine geldikten sonra döner..." dediler ve kızlarını nikâhladılar. Sevinç içerisinde efendimizin huzuruna geldi ve: "Ya Rasûlallah en hayırlı evden geliyorum. Onlar kızlarını bana nikâhladılar, fakat mehri nasıl vereceğim?!" dedi.
İki Cihan Güneşi efendimiz kavmim Benî Eslem'in ileri gelenlerinden Büreyde İbni Husayb'ı çağırdı ve: "Bureyde! Rebîa için yardımcı ol! Ona biraz altın topla." buyurdu. O da kısa zamanda altını topladı ve getirdi. Efendimiz Rebîa'yı çağırdı ve: "Bunu onlara götür. Bu kızınızın mehridir de."buyurdu. Daha sonra Büreyde (r.a.) ona bir koç satın  aldı. Düğün ziyafeti hazırladı. Efendimizi ve bütün ashâb-ı kiramı davet etti. Ziyafetten sonra, Efendimiz ona düğün hediyesi olarak bir hurma bahçesi verdi. Böylece dünyalık malı da oldu. Bu bahçe Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın tarlasına komşu idi.
Ne samîmî kardeşlik!.. Ne gönülden muhabbet!.. Ne örnek dayanışma!.. Hepsi gıbta edilmeye lâyık davranışlar!.. Allah'ım bizlere de bu güzel davranışları nasib et!..
Rebîa İbni Ka'b (r.a.) Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimizden 12 hadis-i şerif rivâyet etti. Onun Âhirete irtihallerinden sonra Medine'de duramadı. Eslem kabîlesi yurduna yerleşti. Hicretin 63. yılında vefat etti. Rabbimizden onun muhabbet, hizmet ve şefaatini niyaz ederiz. Amin.
besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu

şuara süresi ayet 26
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ ﴿٢٦﴾
Kâle rabbukum ve rabbu âbâikumul evvelîn(evvelîne]

şuara süresi ayet 27
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ ﴿٢٧﴾
Kâle inne resûlekumullezî ursile ileykum le mecnûn(mecnûnun).
şuara süresi ayet 28
قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ ﴿٢٨﴾
Kâle rabbul meşrikı vel magribi ve mâ beynehumâ, in kuntum ta’kılûn(ta’kılûne).
şuara süresi ayet 29
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ ﴿٢٩﴾
Kâle leinittehazte ilâhen gayrî le ec’alenneke minel mescûnîn(mescûnîne).
şuara süresi ayet 30
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُّبِينٍ ﴿٣٠﴾
Kâle e ve lev ci’tuke bi şey’in mubîn(mubînin).
şuara süresi ayet 26

[musa] sizin rabbiniz ve sizden önceki atalarınızın rabbidir dedi
şuara süresi ayet 27
[firavun ] size gönderilmiş olan rasulünüz kesinlikle delidir dedi
şuara süresi ayet 28
[musa] dogunun batının ve o ikisinin arasındakilerin rabbidir ah bir akledip düşünseniz dedi
şuara süresi ayet 29
[firavun] eger benden başkasını tanrı kabul edersen seni mutlaka ve muhakkak zindanlarlardakilerden ederim dedi
şuara süresi ayet 30
[musa ] sana apaçık bir şey bir mucize getirdiysem de mi dedi 

22 Şubat 2017 Çarşamba

besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu

şuara süresi ayet 21
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ ﴿٢١﴾
Fe ferartu minkum lemmâ hıftukum fe vehebe lî rabbî hukmen ve cealenî minel murselîn(murselîne).
şuara süresi ayet 22
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِي إِسْرَائِيلَ ﴿٢٢﴾
Ve tilke ni’metun temunnuhâ aleyye en abbedte benî isrâîl(isrâîle)
şuara süresi ayet 23
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ ﴿٢٣﴾
Kâle fir’avnu ve mâ rabbul âlemîn(âlemîne).
şuara süresi ayet 24
قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إن كُنتُم مُّوقِنِينَ ﴿٢٤﴾
Kâle rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkınîn(mûkınîne).
şuara süresi ayet 25
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ أَلَا تَسْتَمِعُونَ ﴿٢٥﴾
Kâle li men havlehû e lâ testemiûn(testemiûne).
şuara süresi ayet 21
sizden korktugum için aranızdan kaçtım rabbim bana hüküm verdi beni peygamberlerden biri yaptı 
şuara süresi ayet 22
o başıma kaktıgın nimet israil ogullarını kul köle edinmiş olmandır 
şuara süresi ayet 23
firavun alemlerin rabbi kimdir dedi 
şuara süresi ayet 24
[ musa ] göklerin yerin ve o ikisinin arasındakilerin rabbidir ah şüphesiz bir şekilde inansanız dedi 
şuara süresi ayet 25

[ firavun ] etrafındakilere [ bu adamın söylediklerini ] dinlemiyor musunuz dedi

besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu


şuara süresi ayet 16
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿١٦﴾
Fe’tiyâ fir’avne fe kûlâ innâ resûlu rabbil âlemîn(âlemîne).
şuara süresi ayet 17
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ ﴿١٧﴾
En ersil meanâ benî isrâîl(isrâîle).
şuara süresi 18
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ ﴿١٨﴾
Kâle e lem nurabbike fînâ velîden ve lebiste fînâ min umurike sinîn(sinîne).
şuara süresi 19
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ الْكَافِرِينَ ﴿١٩﴾
Ve fealte fa’letekelletî fealte ve ente minel kâfirîn(kâfirîne).
şuara süresi ayet 20
قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ ﴿٢٠﴾
Kâle fealtuhâ izen ve ene mined dâllîn(dâllîne).
şuara süresi ayet 16
haydi firavun a gidin de [ona şöyle ] deyin biz alemlerin rabbinin elçisiyiz 
şuara süresi ayet 17
israil ogullarını bizimle birlikte gönder 
şuara süresi ayet 18-19 
[firavun] biz seni çocukken aramızda büyütmedik mi hayatının bir çok yılını  aramızda geçirmedin mi sonunda [şimdi] bu yaptıgın işi yaptın sen nankör kafirlerden birisin dedi 
şuara süresi ayet 20
[musa] şöyle dedi evet o zaman ben o işi yaptım ama ben [o zaman ne yapacagını ] bilmeyenlerdendim