17 Ocak 2017 Salı

besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu

muminun süresi ayet 91
مَا اتَّخَذَ اللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ إِلَهٍ إِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ ﴿٩١﴾
Mâttehazallâhu min veledin ve mâ kâne meahu min ilâhin izen le zehebe kullu ilâhin bimâ halaka ve le alâ ba’duhum alâ ba’d(ba’dın), subhânallâhi ammâ yasıfûn(yasıfûne).
muminun süresi ayet 92
عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ ﴿٩٢﴾
Âlimil gaybi veş şehâdeti fe teâlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
muminun süresi ayet 93
قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّي مَا يُوعَدُونَ ﴿٩٣﴾
Kul rabbi immâ turiyennî mâ yûadûn(yûadûne),
muminun süresi ayet 94
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِي فِي الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ ﴿٩٤﴾
Rabbi fe lâ tec’alnî fîl kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
muminun süresi ayet 95
وَإِنَّا عَلَى أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ ﴿٩٥﴾
Ve innâ alâ en nuriyeke mâ neıduhum le kâdirûn(kâdirûne).
muminun süresi ayet 91
ALLAH hiç çocuk edinmedi beraberinde bir tanrıda yoktur eger olsaydı her tanrı kendi yarattıgıyla ilgilenir biri digerine karşı büyüklenirdi ALLAH onların nitelendir diklerinden uzaktır 
muminun süresi ayet 92 
o bilinmeyen görünmeyen alemi ve bilinen görünen alemi bilendir onların ortak koştuklarından ne kadar yücedir 
muminun süresi ayet 93-94
de ki ey rabbim eger onlara vaat edileni bana göstereceksen [göster ancak] ey rabbim beni o zalim topluluk arasında bulundurma 
muminun süresi ayet 95
şüphesiz biz onlara ettigimiz vaadi sana gösterme gücüne elbette sahibiz 
besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu

muminun süresi ayet 86
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ﴿٨٦﴾
Kul men rabbus semâvâtis seb’ı ve rabbul arşil azîm(azîmi).
muminun süresi ayet 87
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ ﴿٨٧﴾
Se yekûlûne lillâh(lillâhi), kul e fe lâ tettekûn(tettekûne).
muminun süresi ayeti 88
قُلْ مَن بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿٨٨﴾
Kul men bi yedihî melekûtu kulli şey’in ve huve yucîru ve lâ yucâru aleyhi in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
muminun süresi ayet 89
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ ﴿٨٩﴾
Se yekûlûne lillâh(lillâhi), kul fe ennâ tusharûn(tusharûne).
muminun süresi ayet 9o
بَلْ أَتَيْنَاهُم بِالْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ﴿٩٠﴾
Bel eteynâhum bil hakkı ve innehum le kâzibûn(kâzibûne).
muminun süresi ayet 86
de ki yedi gögün rabbi yüce arşın rabbi kimdir 
muminun süresi ayet 87
[onlar] ALLAH ındır diyecekler de ki hala korkmaz mısınız 
muminun süresi ayet 88 
de ki eger biliyorsanız söyleyin bakalım her şeyin egemenligi elinde olan herkesi barındıran kendisinin barındılmaya ihtiyacı olmayan kimdir 
muminun süresi ayet 89
[onlar] ALLAH hındır diyecekler de ki o halde nasıl büyüleniyor [da gerçegi göremiyorsunuz ] 
muminun süresi ayet 90
dogrusu biz onlara hakkı getirdik şüphesiz onlar yalancıdırlar 

Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber?...
Öleceğiz müjdeler olsun,müjdeler olsun !
Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun!
Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
O demdeki,perdeler kalkar,perdeler iner,
Azraile hoşgeldin,diyebilmekte hüner..
Ölüm korkusu ve dünya sevgisinin ilacı: ŞEHADET
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz “Size çullanmak üzere yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi birbirini çağıracakları zaman yakındır” diye buyurur.
Orada bulunanlardan biri:
“O gün sayıca azlığımızdan mı?” diye sorar.
“Hayır! Bilâkis siz o gün çoksunuz. Fakat sizler bir selin getirdiği çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöp durumunda olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” cevabını verir.
“Zaaf nedir yâ Resulellah?” denildiğinde:
“Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” diye sözlerine açıklık getirir. (Ebu Dâvud: 4297)
Seddakte Ya Resulullah!
Allah'ın Resulü her zaman olduğu gibi bu sözlerinde de doğruyu söylemiştir. Bugün Müslümanların sayısı iki milyara dayanmış, yer altı ve yer üstü kaynakları bakımından dünyanın en zengin petrol, maden ve su kaynaklarını içerisinde barındıran onlarca ülkeye sahipler. Ellerindeki imkân ve olanakları kullanır, birlik ve beraberlik içerisinde hareket ederlerse dünyanın hâkimiyetini ellerine geçirir, düşmanlarıyla savaşmadan ardı ardına zaferler kazanacaklarından hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Fakat birlik ve beraberlikten yoksun olmalarının bir sonucu olarak kendilerinde manevi hastalıklar ki bunların başında dünya sevgisi ve ölüm korkusu peyda oldu. Bu iki hastalığı aşamamalarının sonucu olarak değer ve kıymetleri kalmadı, selin önünde duramayan çer- çöp mesabesine indi. İşte Suriye, işte Irak, işte Afganistan, işte Myanmar, işte Filistin ve diğer İslam beldeleri… Hepsinin hali içler acısı ve her gün yeni bir belde kanlara boyanmakta, var olan trajedilere yeni trajediler eklenmektedir. İslam için, Kur'an için, ümmetin izzet ve onuru için harcanmayan mallar, feda edilmeyen canlar çok farklı bir şekilde elden gitmektedir. Kur'ani emirler ve Peygamber aleyhisselamın öğretileri şu an yaşanılan durumun tam zıddını söylemektedir. Seleflerimizin yaşantısı ve hayata bakışları kesinlikle böyle değildi. Az oldukları halde kendilerinden kat be kat fazla olan düşmanları Allah'ın yardımıyla bozguna uğratıyorlardı.
Allahu Teâlâ, müminleri sürekli dünyanın bir imtihan meydanı olduğunu, ceza ve mükâfat diyarı olmadığını, dünyaya aldanmamaları hususunda sürekli uyarmış, çekilen sıkıntı ve eziyetlerin müminlerin hayrına olduğunu müjdelemiştir. “Allah, mü'minlerin mallarını ve canlarını karşılığında kendilerine cenneti vermek üzere satın aldı. Onlar Allah yolunda savaşırlar, bu yolda kimi zaman öldürürler ve kimi zaman da öldürülürler…” (Tevbe 111)
Peygamber aleyhisselam dünya ve dünya metaına imkân ve fırsatlar olduğu halde bilinçli bir şekilde ötelemiş, önem vermemiş, ardına düşmemiş, sürekli ahiret yurdu için hazırlanmış ve hazırlanılmasını da ashabına ve gelecek ümmetine öğütlemiştir. “Dünya benim neyime? Dünyada ben, bir ağaç altında gölgelenen, sonra da onu terk edip giden bir yolcu gibiyim.” (Tirmizi)
Şehitler ayı olan Şubat ayını idrak ettiğimiz bugünlerde Müslümanların Allah'ın verdiği canı O'nun yolunda feda etmemek, verdiği malı O'nun yolunda harcamamak için gösterdikleri gayret ve eforun sonucu düştükleri hal çok ibretlik ve hazin bir durumdur. İslam düşmanları bütün güç ve kuvvetlerine rağmen şehit olmayı göze almış yiğitlerle savaşmayı göze alamamış, ‘Biz, ölümü göze almış, namlunun ucunda cenneti gören, yaşamaktan çok ölmeyi isteyenlerle savaşamayız' diyerek kaçmışlardır. Müslümanlar da bu zihniyetle devam ettikçe ilerlemiş, yükselmiş, izzet ve onur sahibi olmuşlardır. Ne zaman ki bu zihniyet değişmeye, dünya sevgisi ve ölüm korkusu kalplere girmeye başlayınca dengeler tersten dönmeye başlamış ve günümüzdeki tablo ne yazık ki oluşmuştur.
Müslümanlar olarak bu tabloyu nasıl değiştirebilir, izzet ve onurlu günlere nasıl ulaşabiliriz? Bunun yolu açık ve bellidir. Ölüm korkusunu ve dünya sevgisini seleflerimizin ve günümüzdeki şehitlerin yaptığı gibi kalbimizden söküp atacağız. Şubat ayı bizim için bir fırsattır. Şehit, şahit ve şehadet kavramlarına hayatımızda yer vererek sohbetlerimizde, konuşmalarımızda şehitlerin fedakârlıklarını, mücadelelerini anlatarak; en önemlisi de davalarına ve geride bıraktıkları emanete sahip çıkarak, arkalarından bir şahit kalmakla aşarız. Ali Şeriati'nin ifade ettiği gibi ‘Gidenler Hüseyni bir iş yapmıştır, Kalanlar Zeynebi bir iş yapmalıdırlar, Yapmazlarsa Yezididirler'
Allahu Teâlâ bizleri şehit ve şahitlerden eylesin
4671 - Ubade İbnu's-Samit radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kim Allah'a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Kim Allah'a kavuşmaktan hoşlanmazsa Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz!"
Hz. Aişe radıyallahu anha: "Biz ölmekten hoşlanmayız" dedi. Aleyhissalatu vesselam:
"Kasdımız bu değil. Lâkin, mü'mine ölüm gelince, Allah'ın rızası ve ikramıyla müjdelenir. Ona, önünde (ölümden sonra kendisini bekleyen) şeyden daha sevgili birşey yoktur. Böylece O, Allah'a kavuşmayı sever, Allah da ona kavuşmayı sever. Kâfir ise, ölüm kendisine gelince Allah'ın azabı ve cezasıyla müjdelenir. Bu sebeple ona önünde (kendini bekleyenlerden) daha menfur bir şey yoktur. Bu sebeple Allah'a kavuşmaktan hoşlanmaz, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz."
Buhari, Rikak 41; Müslim, Zikr 14, (2683); Tirmizi, Cenaiz 67, (1066); Nesai, Cenaiz 10, (4, 10).

11 Ocak 2017 Çarşamba

ALLAH HIM SENDEN SANA SIGINIRIM NE OLUR DÜNYADA MÜSLÜMANLAR ZÜLÜM İÇİN DE HANGİ DEVLETE OLURSA OLSUN O MÜSLÜMANLARIN YARDIMCISI OL KOR KOLA GÖZET YARDIMCISI OLU VER RABBİM PEYGAMBERİMİN HÖRMETİNE İSMİ AZAM HÖRMETİNE TÜRKİYEYE YARDIM ET DEVLETİMİZE GÜÇ VER KUVET VER HERTÜRLÜ YAPILAN KUM PASLARI YAPANLARIN İÇ VE DIŞ DÜŞMANLARIN BAŞLARINA GEÇİR ALLAHIM UROYLA DOLARLA TÜRKİYEYE ZARA VERMEK İSTİYORLAR BUNLARI PARALARINI ZENGİNLİKLERİNİ ÇÖKER GÜÇLERİN KIR ALLAH HIM TÜRKİYEYE HERTÜRLÜ ZENGİNLİK VER PARASINI GÜÇLÜ KIL MÜSLÜMANLARIN MAZLUMLARIN SIKINTISINI DAHA ÇOK GİDERSİN ALLAH IM TÜRKİYE SENİN YARDIMINLA ALLAHIM ASKERİMİZE POLİSİMİZE GÜÇ KUVET BİRLİK VER İÇ DÜŞMANLARDAN DIŞ DÜŞMANLARDAN KORU DÜŞMANIN GÜÇLERİNİ KIR HERTÜRLÜ ALLAH HIM AJMİN