25 Eylül 2014 Perşembe

selamun aleyküm işte sahabe hanımlarından
HÜSNA AMR İBNİ EŞ ŞERİD RAD ANHA HAYATI

Hazret-i Hünsâ (r.a.)

Asıl ismi "Tamadar" olup, zekası, dirayeti, düşünce sahibi olması, güzelliği nedeniyle kendisine "Hünsâ" lakabı verildi. Hünsa Arapçada dişi ve güzel geyik manasına gelmektedir. Necd'de otururdru. Babası Kays kabilesinin Benu Süleyman kolundan meşhur şair Amr ibn-i eş-Şerid ibn-i Rubah ibn-i Yekda ibn-i Atiyye ibn-i İmreül-kays idi.

Evliliği ve Çocukları

İlk evliliği Benu Süleym kabilesinden Rivaha ibn-i Abdul-Aziz Selmi isimli bir zat ile oldu. Onun vefatından sonra Mirdas ibn-i Ebi amir ile evlendi. İlk kocasından yalnız Abdullah isimli bir oğlu vardı. İkinci kocasından Yezid ile Muaviye isimli oğulları ile Umre isimli kızı oldu.


İslamiyete İntisabı

Risalet güneşi Mekke'de doğup dünyayı aydınlattığında, Hz.Hünsa kabilesinden bir kaç kişi ile birlikte Medine'ye geldiler, huzuru saadete vardılar. İslamiyet şerefi ile kesbi şeref eylediler. Resulullah (s.a.v.) Hünsâ'nın şiirlerini bir hayli dinlediler, fesahat ve belagatına hayran kalıp takdir ettiler.

Umumi Ahvali

Devrinin meşhur şairlerindendir.
Önceleri arada bir iki şiir söylerdi. Beni Esed kabilesiyle yapılan savaşta iki kardeşinin ölümü onu mütessir etti, onlar için mersiyeler söylemeğe başladı ve şair olarak ortaya çıktı. Bütün şiir şekillerini bilir ve her şekildede şiir söylerdi. Bütün Arap uleması ve üdebası onun zamanında ve sonrasında kadınlar arasında onun ayarında bir şair gelmediği konusunda ittifak etmişlerdir. Divanı 1888 miladi senesinde Beyrutda basılmış. 1889 da Fransızcaya çevrilmiştir.

Hazret-i Ömer'in hilafet devri, hicri 16 Kadisiye savaşı. İranlılar, müslümanlara karşı ağır kuvvvetlerle saldırıyor. Hz.Hünsa oğullarıyla birlikte savaş meydanında. Geceleyin oğullarını toplar ve onlara şunları söyler:
- Ey evlatlarım, siz kendi gönlünüzle İslamiyete sarıldınız ve kendi isteğinizle hicret ettiniz. O Allah'a yemin ederimki, ondan başka ibadet edilecek mabud yoktur. Nasıl ki siz kendi annenizin karnından çıktınız, aynı şekilde kendi babanızın da sahih ve doğru evladısınız. Ne ben sizin babanıza hiyanet ettim, ne de sizin ailenize bir leke sürdürdüm. Sizin neslinizde, nesebinizde, hiç bir bozukluk, hiç bir eksiklik, hiç bir fenalık yoktur. Siz biliyorsunuzki Müslüman olmak hasabiyle Hak Teala'nın emriyle Hak Teala'nın rızası için kafirlerle cihat edeceksiniz. Bu işin büyük sevabı olduğunuda biliyorsunuz. Siz, şunu da iyi biliyorsunuz ki ebedi hayat karşısında bu dünyanın yaşayışı hiçdir, bir kıymet ifade etmez. Hak Teala buyurmuştur:
"Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah'tan korkun ki başarıya erişebilesiniz." (Al-i İmran Suresi 200)

Baktınız ki savaş alevlendi, savaşın ateşi meydanın her tarafını sardı, savaşa atılın, meydana girin, kılıçınızı sallayın, Hak Teala'dan fetih ve zafer dileyin, inşallah öteki dünyada fazilet ve muvaffakiyet size nasip olur.

Sabah olunca bu genç delikanlılar savaş meydanına atıldılar, cesaret, yararlılık ve kahramanlıklarını tarih sayfasına yazdırarak şehit oldular.

Hz.hünsa (r.a.) evlatlarının şehadet haberini alınca Allah'a şükrederek:
- Ya Rabbi! Onlara şehidlik şerefi bahş ettiğin için sana şükürler olsun. Ümid ederimki benim çocuklarım rahmetini elde eylemişlerdir.

Hz.Ömer (r.a.) ona çocuklarının her biri için senelik iki yüz dirhem maaş bağladı ve ismi de şehit çocuklar ile birlikte anıldı.

Vefatı

Kadisiye savaşından yedi sene sonra vefat etti.

Kaynak: Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme Prof Ali Genceli, Toker Yayınları, 1971


Read more: http://www.forumdas.net/forum/konu/hunsa-amr-ibni-es-serid-ra-kimdir-hayati.95363/#ixzz3EOpjZRuR

24 Eylül 2014 Çarşamba

BERA İBNİ MARUR RA AN KİMDİR BAKALIM

Berâ bin Ma’rur (r.a.)

İkinci Akabe Biatı’na katılanlar içerisinden seçilen 12 temsilciden biri de Berâ bin Ma’rur’du (r.a.). Hz. Berâ, Akabe’de Peygamberimize biat ederken şu mealde bir konuşma yapmıştı:
“Bizi Muhammed’le şereflendiren ve sevgili kılan Allah’a hamd olsun. Biz Allah’a ve Resûlüne ilk davet edilenler değiliz. Ancak bu davete icabet edenle­rin ilkiyiz. Allah ve Resûlünün davetini işittik ve itaat ettik. Ey Evs ve Hazreç topluluğu! Allah sizi diniyle şereflendirdi. Eğer dinleyip itaat etmeyi memnuni­yetle kabullenmişseniz, Allah’a ve Resûlüne itaat ediniz.
“Seni hak din ile gönderen Allah’a hamdolsun ki, kendimizi ve aile efradımızı koruyup esirgediğimiz şeylerden seni de korur ve esirgeriz. Biz, vallahi, savaş­masını iyi bilen kimseleriz.”
Hz. Berâ, Medine’de İslamiyet’in yayılması için canla başla çalıştı. Birçok kimsenin İslamiyet’le müşerref olmasına vesile oldu.
İslamiyet’in ilk yıllarında Müslümanlar, Kudüs’e yönelerek namaz kılıyorlar­dı. Kıble henüz Kâbe’ye çevrilmemişti. Bu durum Hz. Berâ’yı son derece mah­zun ediyordu. Kâbe’ye yönelerek namaz kılmayı çok arzuluyordu. Hattâ bir se­ferinde Mekke’ye gi­derken namazda Kâbe’ye karşı durmuştu. Diğer sahabiler onun bu davranışını hoş kar­şılamadılar. Mekke’ye vardıklarında Hz. Berâ duru­mu Re­sû­lul­lah’a sordu: “Yâ Re­sû­lal­lah! Ben Kâbe’yi arkama almamayı, nama­zımı ona müteveccihen kılmayı uygun gördüm. Fakat arkadaşlarım bana muha­lefet ettiler. Siz ne buyurursunuz?” Re­sû­lul­lah da, “Sen şimdilik bir kıble üzerinde bulunuyorsun. Keşke biraz sabretseydin!” buyurdu. Bunun üzeri­ne Hz. Berâ namazlarında artık diğer Müslümanlar gibi Kudüs’e yöneldi.
Hz. Berâ, Re­sû­lul­lah’ın Medine’ye hicretinden biraz önce hastalandı. Bu has­talıktan kurtulamayacağını anlamıştı. Dilediği yere sarf etmesi için malının üçte birinin Peygamberimize verilmesini, üçte birinin Allah yolunda harcanmasını, üçte birinin de çocuklarına kalmasını vasiyet etti. Peygamberimizin Medine’ye hicret ettiğini göremeden de vefat etti.
Berâ (r.a.), hac mevsiminde Kâbe’ye geleceğine dair Peygamberimize vaatte bulunmuştu. Hastalandığında, “Re­sû­lul­lah’a olan vaadim sebebiyle beni kabrimde Kâbe’ye karşı çeviriniz. Çünkü ben geleceğime dair kendisine söz vermiştim.” dedi. Yakınları onun vasiyetlerini yerine getirdiler.
Peygamberimiz, Medine’ye hicret ettiğinde sahabilerle birlikte Hz. Berâ’nın kabri başına gitti. Saf bağlayıp cenaze namazını kıldı. “Allah’ım, onu affet, ona rahmet et, on­dan razı ol!” diyerek duada bulundu.
Böylece Hz. Berâ, “ilk defa namazda Kâbe’ye yönelen, ilk defa kıbleye karşı defnedilen ve kabri üzerinde Peygamberimiz tarafından ilk defa cenaze namazı kılınan sahabi” olma şerefini kazandı.
Allah ondan razı olsun![1]
[1]Tabakât, 3: 618-620; Sîre, 2: 82-83.
HÜLEYDE Bİ
Huleyde Binti Kays,Huleyde Binti Kays kimdir,Huleyde Binti Kays ın hayatı,Huleyde Binti Kays hakkında bilgi
Huleyde Binti Kays (ra)
Huleyde binti Kays radıyallahu anhâ Ensar hanımlarının ilklerinden… Kocası ile birlikte Mekke’ye gelerek ikinci Akabe görüşmesinde Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize biat etme şerefine nâil olan bir hanım sahâbî… Ümmü Bişr adıyla da anılır.
O, Medine’lidir. Babası Kays İbni Sâbit’tir. Kocası Berâ İbni Ma’rur (r.a)’dır.
Huleyde (r.anhâ) akıllı, zekî bir hanımdı. Hâdiseleri, hâtıraları zihninde iyi muhafaza ederdi. Allah Rasûlüne biat için çıktığı Mekke yolculuğunda kocasının bir hâtırasını şöyle nakleder.
Yesrib’de İslâm yayılmaya başlayınca bir grub Ensarlı Rasûlullah (s.a) efendimizi ziyaret etmeye karar verdiler. Berâ İbni Ma’rur ile birlikte ben de kafileye katıldım. Yolda namaz kılmaya kalkıldığında Berâ (r.a)’ın gönlüne bir his geldi. Kendi kendine:
“Ben Kâbe’yi arkama almak istemiyorum. Ona doğru namaz kılmak istiyorum” demeye başladı.
Ashabtan Ka’b İbni Mâlik, Es’ad İbni Zürâre ve diğer ileri gelenler:
“Vallahi, biz Peygamberimizin sadece Şam tarafına doğru namaz kıldığını duyduk. Ona muhalefet etmek istemiyoruz.” dediler.
Berâ (r.a) fikrinden vazgeçmedi ve: “Ben Kâbe’ye doğru namaz kılacağım.” dedi.
Mekke’ye geldiklerinde Berâ (r.a) Resûl-i Ekrem (s.a) efendimize yolculukta geçen hâdiseyi nakletti:
“Ya Rasûlallah! Ben bu yolculuğa, Allah beni İslâm nimetine kavuşturduktan sonra çıktım. Kâbe’yi arkama almak bana ağır geldi. Ona doğru namaz kılmak gönlüme daha sıcak geldi. Bu konuda arkadaşlarım bana karşı çıktı. Bundan dolayı içime şüphe düştü. Sizin görüşünüz nedir?” dedi.
Fahr-i Kâinat (s.a) Berâ İbni Ma’rur (r.a)’a tebessüm ederek: “Sen zaten bir kıble üzerindeydin. Keşke o konuda sabretseydin.” buyurdu.
Berâ (r.a) bu cevap üzerine tekrar Şam tarafına doğru dönerek namaz kılmaya başladı. Fakat o, Kâbe’ye doğru ilk namaz kılan olarak tarihe geçmiş oldu.
Huleyde (r. anhâ)’nın Berâ İbni Ma’rur (r.a) ile evliliğinden Bişr adında bir oğlu olmuştu. Çocuğunu İslâmî güzelliklerle büyütebilmek için çok gayret sarfetti. Çocuğun eğitimine dikkat etti. Onun gönlünün Allah ve Resûlü sevgisiyle dolması için çırpındı. Yavrusunun bir İslâm mücâhidi olarak yetişmesini istedi.
Huleyde binti Kays (r. anhâ) oğlunun adından dolayı Ümmü Bişr b. Berâ diye de anılır oldu. Allah ve Resûlüne teslimiyeti tam olan oğlu Bişr, kahramanlık ruhuyla kalbi dolu olarak yetişti. Genç yaşta o, İslâm’ın bir mücâhidi oldu.
O, İki Cihan Güneşi efendimizle birlikte Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber savaşlarına katıldı. Büyük kahramanlıklar gösterdi. Sonunda Hayber’de Fahr-i Kâinat (s.a) efendimize hediye olarak ikram edilen zehirli kebabtan yiyerek şehadet şerbetini içti.
Huleyde binti Kays (r. anhâ) şehid annesi olmuş ve hayatta yalnız kalmıştı. Kocası da hicretten bir ay kadar önce vefat etmişti. Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz Yesrib’e hicret edince kocasının kabrini göstermek üzere başına geldi ve: “Ya Rasûlallah! Bu biat edenlerin ilki, Kâbe’ye yönelenlerin ilki, malının üçte birini vasiyet edenlerin ilki ve nakîblerden biri olan Berâ İbni Ma’rûr (r.a)’ın kabridir.” dedi.
Rasûlullah (s.a) efendimiz ashabıyla birlikte Berâ (r.a)’ın cenâze namazını kıldı ve şöyle dua etti: “Allahım! Ona mağfiret et, ona acı ve ondan hoşnut ol.”
Huleyde binti Kays (r. anhâ) devamlı Kur’ân okumayı ve ilim meclislerinde bulunmayı severdi. Hz. Aişe annemiz müslüman hanımlara hadis rivayet ederdi. O da bu derslere katılırdı.
Bir kuşluk vakti Huleyde (r. anhâ) Medine sokaklarında Fâtiha sûresini okuyarak yürüyordu. Karşısına Hz. Ali, İmran İbn Husayn ve Enes İbni Mâlik (r. anhüm) çıktı. Hz. Ali (r.a) ona: “Ümmü Bişr! Mırıldandığın nedir?” dedi. O da: “Fâtiha sûresini” okuyordum diye cevap verdi. Hz. Ali (r.a) onun gönlünü hoş edecek, ve yaptığı işin Rabbimizin rızasına vesîle olduğunu bildirecek şu müjdeyi verdi. Ben, Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizin şöyle dediğini duydum. “Fâtihâ sûresi Arşın altındaki hazineden indirilmiştir.”
İmran İbn Husayn (r.a) da şöyle dedi: Ben de Rasûlullah (s.a)’in şöyle dediğini duydum. “Fâtiha ve Âyetü’l-Kürsî’yi kullar bir evde okusun da o gün onlara insan ve cin gözü dokunsun, bu mümkün değildir.”
Enes İbni Mâlik (r.a)’da Kur’ân’ın en faziletli sûresidir diye duyduğunu söyleyerek onu sevindirmişlerdir.
Huleyde (r. anha) Rasûlullah (s.a) efendimiz’in huzurunda rahat konuşurdu. Birgün “Ya Rasûlallah! Ölüler birbirlerini tanırlar mı?” diye sordu. Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz tebessüm ederek: “A iki eli bol olası, iyi ruhlar cennet içinde yeşil kuşlar gibi dolaşırlar. Ağaç üzerindeki kuşlar birbirlerini tanıdığı gibi temiz ruhlar da birbirleriyle tanışırlar.” buyurdu.
Huleyde binti Kays (r. anhâ) Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizin rahatsızlığının arttığı son anlarında yapmış olduğu bir ziyaretini kendisi şöyle anlatır: Efendimiz’in yanına vardım. Onu sıtma nöbeti geçirirken gördüm. Mübarek alnına elimi koydum. Şimdiye kadar görmediğim bir ateşle karşılaştım. Yüreğim dayanamadı ve:
“Ya Rasûlallah! Seni hiçbir kimsenin tutulmadığı bir hastalığa, sıtmaya tutulmuş görüyorum.” dedim. İki Cihan Güneşi Efendimiz de bana: “Bize verilecek ecir ve mükâfat kat kat olduğu gibi, ibtilâlar, musîbetler de böyle kat kat olur.” buyurdu. Sonra “Halk benim hastalığıma ne diyor?” diye sordu. Ben de:
“Halk Rasûlullah’taki hastalık “zâtülcenp”tir diyorlar” dedim. Bunun üzerine Efendimiz: “Allah, Resûlüne böyle bir hastalık vermiş değildir. O sadece şeytanın bir vesvesesidir.” buyurdu. Ben tekrar: “Ya Rasûlallah! Sen bu hastalığın neden ileri geldiğini sanıyorsun? dedim. Sonra oğlum Bişr’in âteşli hâli gözümün önüne geldi de; oğlumun ölümünün ancak Hayber’de yemiş olduğu zehirli kebabdan ileri geldiğini sanıyorum!” dedim. İki Cihan Güneşi efendimiz de:
“Ey Ümmû Bişr! Ben de bu hastalığımın ancak ondan ileri geldiğini sanıyorum! Hayber’de onunla birlikte tatmış olduğum zehirli etin acısından şu anda kalb damarımın koptuğunu duymaktayım.” buyurdu.
Huleyde (r. anhâ) İki Cihan Güneşi efendimizin çektiği bu ateşli hastalığa dayanamadı ve: “Anam babam sana feda olsun Ya Rasûlallah!” diyerek gözyaşları içerisinde huzurundan ayrıldı.
Huleyde (r. anhâ) bütün ömrünü Rasûlullah (s.a)’e sadakat, sevgi üzere geçirerek ebedi aleme göç eyledi.
Allah kendisinden razı olsun. Kabri pürnur, rûhu şâd olsun. Rabbimiz bizleri şefaatlerine nâil eylesin. Amin.NTİ KAYS  ANHANIN HAYATI İŞTE HANIM SAHABE VE EŞİ NİN HAYATI

21 Eylül 2014 Pazar


Havle Binti Tüveyt (r. anhâ) Hayatı Mumsema Havle Binti Tüveyt (r. anhâ) Hayatı

Hanım Sahabilerden Havle Binti Tüveyt (r. anhâ)'nın hayatı hakkında bilgi,Havle Binti Tüveyt (r. anhâ) kimdir?

Allah Resûlü’nün kendisi için ayağa kalktığı hanım.”




Tüveyt ibn-i Habib’in kızı olan Havle (radıyallahu anhâ), müminlerin annesi Hz. Hatice’nin yakın arkadaşıydı. Peygamber hanesine yakınlığı dolayısıyla, Allah Resûlü’nün peygamberliğini ve İslâmiyet’in tebliğini birçok kimseden önce duymuştur. İslâm’a ilk girenlerle birlikte Hz. Havle de Müslüman oldu ve biat etti.Hatice Validemizin Resûlullah’a destek vermesini ve bu uğurdaki fedakârlıklarını dikkatle takip edip, o da bir şeyler yapmaya çalışıyordu.Hz. Hatice’nin vefatından sonra, Havle (radıyallahu anhâ) uzun süre yaşadı. Peygamber (aleyhisselâm) Hz. Hatice’nin vefatından sonra,zevcesinin bir hatırası olarak, Havle’ye çok hürmet eder, zaman zaman onu ziyarete giderdi. Yanına gelince de, ona izzet ikramda bulunurdu.




Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor:“Havle bize geldi ve Resûlullah’ın yanına girmek için izin istedi. İzin verilince içeriye girdi. Onun girdiğini gören Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ayağa kalktı ve ‘Nasılsın?’ diyerek Havle’nin halini hatırını sordu. Ben bunu garipsedim. ‘Bu sıradan bir kadın. Onun için ayağa kalkıp karşılamana gerek var mı?’ diyerek Resûlullah’a sordum. O (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Bu kadın Hatice zamanında bize ziyarete gelirdi ve onun arkadaşıydı. Güzel arkadaşlık imandandır.’buyurdu.”




Havle (radıyallahu anhâ) ibadetlerine, özellikle de gece ibadetlerine çok düşkün birisiydi. Gecesini gündüzüne katar, mümkün mertebe Allah’ın huzurunda O’na (celle celâluhû) kulluk etmeye çalışırdı. Hatta,geceleri hiç uyumadığı olurdu.Bir defasında Hz. Aişe Validemizin yanına uğradığında Havle’nin bu halini, Hz. Aişe Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) bildirdi.“Yâ Resûlallah, bu Havle’dir. Onun gece gündüz uyumadan sürekli ibadet ettiğini söylüyorlar.”dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu uygun görmedi. Bedeninin hakkı olan uykuya zaman ayırmasını ve aşırıya gitmemesini tavsiye buyurdu:“Gücünüz yetecek kadar amel yapın. Allah’a kasem ederim ki, siz usanmadıkça Allah usanmaz (yeter demez.)
Kaynak:Hanım Sahabiler / Havva Ergene Işık 
bakara süresi 225 ayete ALLAH sizi yeminlerinizden ettiğiniz lağva ile sorumlu tumaz ancak kalplerinizin işlediği yeminlerle sizi sorumlu tutarALLAH çokça bağışlayandır oldukça merhametle davranandır lafgv yalan kastı bulunmayan ve doğru sanılarak yapılan ancak gerçek dışı olarak zuhur eden yemin 226 kadınlar perhiz yemini edenler için dört ay beklemek vardır şayet dönerlerse ALLAH çok bağışlayandır çok merhametli olandır 227 yok eger boşanmaya kesin karar  vermişlerse şüphesiz ALLAH söylediklerini işitir kurduklarını bilir

8 Eylül 2014 Pazartesi

BAKARA SÜRESİ 222 AYETE ŞÖYLE BUYURUYOR ALLAH CC
SANA hayızdan soruyorlar  de ki o bir kirliliktir onun için hayız zamanı kadınlardan çekilin ve temizlenene kadar onlara yanaşmayın  iyi temizlendilermi o vakit ALLAH ın size emretigi yerden onlara varın kesinlikle ALLAH çok tövbe edenleride sever çok temizlenenleride sever
223kadınlar sizin için bir ekinliktir o halde ekinliğinize nasıl isterseniz varın ve kendileriniz için ileriye hazırlık yapın ve ALLAH tan korkun onun huzuruna çıkacağınızı bilin müminlere müjdeler 224 birde sözünüzde durmanız muttaki olmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için ALLAH ı yeminlerinize
HULEYDE BİNTİ KAYS RA ANHA  HAYATI



  1. Huleyde Binti Kays (r. anhâ) Hayatı Mumsema Huleyde Binti Kays (r. anhâ) Hayatı
    Hanım Sahabilerden Huleyde Binti Kays (r. anhâ)'nın hayatı hakkında bilgi,Huleyde Binti Kays (r. anhâ) kimdir?


    “Allah yolunda oğlunu şehit veren kadın”




    Huleyde (radıyallahu anhâ); Allah Resûlü’ne ilk biat eden, kıbleye ilk yönelen, malının üçte birini Allah yolunda vermek için vasiyette bulunan kutlu sahabî Berâ ibn-i Mârur’un hanımıdır.Medine’de İslâm yayılınca, Ensar’dan yetmiş üç erkek ve iki hanım (bunlardan biri Huleyde’dir) Resûlullah’ın yanına gitmeye karar verdi ve gizlice yola çıktı. Namaz kılacakları zaman Berâ ibn-i Mârur:

    – Ben Kâbe’ye doğru namaz kılacağım, onu arkama almak istemiyorum,dedi. Diğerleri:

    – Biz Şam’a doğru namaz kıldığını duyduk, dedilerse de, Berâ (radıyallahu anh) yine bir defaya mahsus olmak üzere Kâbe’ye doğru namaz kıldı. Mekke’ye gelince, Allah Resûlü’ne yaptığını anlattı.Resûlullah (aleyhisselâm):

    – Sen zaten bir kıble üzereydin, keşke o konuda sabretseydin,buyurdu.Hz. Huleyde’nin de içinde bulunduğu topluluk, Resûlullah’a biat ederek Medine’ye geri döndü.Huleyde (radıyallahu anhâ), bütün güzel annelik vasıflarını üzerinde toplamış, oğlu Bişr İbnü’l-Berâ’yı tam bir İslâm mücahidi olarak yetiştirmişti. Allah ve Resûlü’ne bağlılıkla dopdolu olan bu hanımın elinde yetişen ve ondan aldığı kahramanlık ruhuyla,Bedir, Uhud ve Hendek’te bulunan Bişr (radıyallahu anh), sonunda Hayber’de Efendimiz’e (aleyhisselâm) hediye edilen zehirli etten yiyip şehâdet şerbetini içti. Böylece Huleyde (radıyallahu anhâ) şehit annesi olma şerefine ulaştı.Hz. Aişe Validemiz, Müslüman hanımlara hadis rivayet ederdi.Huleyde (radıyallahu anhâ) de bu derslere katılırdı.Huleyde (radıyallahu anhâ), bir gün Resûlullah’ın yanına gelerek:

    – Yâ Resûlallah, ölüler tanışırlar mı, diye sordu. Efendimiz (aleyhisselâm):

    – Elin bol olsun, iyi ruh cennette yeşil bir kuştur. Kuşların,ağaçların tepelerinde tanıştıkları gibi onlar da tanışırlar, buyurdu.Aişe (radıyallahu anhâ) rivayet ediyor: Huleyde, Allah Resûlü’nün son hastalığında yanına girdi. Onu sıtma nöbeti geçirirken görünce:

    – “Yâ Resûlallah! Seni hiç kimsenin tutulmadığı sıtmaya tutulmuş görüyorum, dedi. Resûlullah (aleyhisselâm):

    – Bizim ecrimiz kat kat verildiği gibi, bize isabet eden musibet de böyle kat kat olur. Halk, hastalığım hakkında ne diyor, buyurdu.Huleyde (radıyallahu anhâ):

    – Halk, ‘Resûlullah’taki hastalık “zatülcenp”tir.’ diyor, dedi.Resûlullah (aleyhisselâm):

    – Allah bana böyle bir hastalık vermiş değildir, o sadece şeytanın bir vesvesesidir. Ancak, Hayber’de oğlunla birlikte tatmış olduğum etin acısından şu anda kalp damarımın koptuğunu duymaktayım,buyurdu. Huleyde (radıyallahu anhâ) dayanamayarak:

    – Anam babam sana feda olsun, Yâ Resûlallah, dedi.

    Hz. Huleyde’nin (radıyallahu anhâ) Efendimiz’e olan bağlılığı, evlat yetiştirmedeki sa’y ve gayretlerinin ardındaki sır; gönlünün imanla dopdolu olmasında saklıydı. Cennetin ayaklarının altında gizli olduğu annelerden olmayı arzu eden; fakat buna nasıl muvaffak olunacağını bilemeyen günümüz annelerinin izleyecekleri tek yol ve yöntem, Hz. Huleydelerin yoludur.





    Kaynak:Hanım SahabÎler / Havva Ergene Işık