26 Şubat 2017 Pazar

selamun aleyküm doslar beni takip eden doslarımı VE YA YURT DIŞINDA YABANCI DEVLETE OLAN KARDEŞLERİM SİZLERİ ALLAH İÇİN SEVİYORUM EGER ARAŞTIRICI İSENİZ HİÇ TERET TÜSÜZ İMAN EDİN ÇÜNKÜ SİZE İMANIN HİÇ TEREDÜT ETMEDEN İMAN EDEN HAZ RETİ EBU BEKİR RAN RABBİM ONDAN RAZI ODA RABBİMDEN RAZI GİDİN SORUN EBU BEKİR KULUMA BEN ONDAN RAZIYIM ODA BENDEN RAZIMI DİYE RABBİM HABER GÖNDERİYOR EBU BEKİR RAN RAZIDIR RAZI RAZIDIR RAZI DİYE EKSENİN ETRAFINDA DÖNÜYOR İŞTE TERET DÜTSÜZ İMAN SAHİBİ HAZRETİ EBU BEKİR RAN
Değerli kardeşimiz,
Hazret-i Ebû Bekir, eskiden beri Resûl-i Ekrem Efendimizin en yakın dostlarından biri idi. Samimi görüşür ve konuşurlardı.
Onda da göze çarpan en mühim vasıf; Cahiliyye Devrinin çirkin âdetleri, kötü ahlâk ve yaşayışlarıyla fıtratını bozmamış olması, ruh, kalb ve aklını şirk inancı ile kirletmemiş bulunmasıydı. Tanınmış bir tüccardı. Kavminin ileri gelenleri her zaman fikrinden istifade ederlerdi. Kureyş'in kan davalarını halleden de oydu. Bir diğer mühim vasfı da; Kureyş âilelerinin soy soplarını, nesep şecerelerini, iyilik ve kötülüklerini gayet iyi bilmesi idi.
Resûlullah Efendimiz, henüz açıktan dâvete başlamamıştı. Fakat yine de dâvâsı kulaktan kulağa yayılmış ve Kureyş ileri gelenleri tarafından duyulmuştu.
Hz. Ebû Bekir, Yemen tarafına yaptığı bir seyahetten henüz dönmüştü. Başta Ebû Cehil, Ukbe bin Ebi Muayt ve bazı Kureyş ileri gelenleri kendisine "Hoş geldin" demek için evine vardılar.
Hz. Ebû Bekir,
"Ben Mekke'de yokken neler olup bitti? Önemli bir haber var mı?" diye sordu.
"Ey Ebû Bekir." dediler. "Büyük iş var! Ebû Talib'in yetimi Muhammed, peygamberlik iddiasına kalkıştı. Biz de senin Yemen'den dönüşüne kadar beklemeyi uygun bulduk. Artık, sen o dostuna git, ne edeceksen et."
Hz. Ebû Bekir, derhal Fahr-i Kâinatın evine vardı:
"Yâ Ebe'l-Kasım! Peygamberlik iddiasında bulunduğun, kavminden ayrıldığın ve atalarının dinini kötüleyip, inkâr ettiğin doğru mu?" diye sordu.
Resûl-i Zişan Efendimiz, küçük yaşlarından beri beraber oldukları Hz. Ebû Bekir'in bu sözlerine önce tebessüm buyurdu. Sonra da,
"Yâ Ebâ Bekir! Ben sana ve bütün insanlara gönderilmiş Allah'ın Resûlüyüm. İnsanları bir tek olan Allah'a dâvet ediyorum. Sen de şehâdet getir." dedi.
Hz. Ebû Bekir'in akıl ve gönül âleminde bir anda şimşekler çaktı. Bu sözleri, küçük yaşından beri çok iyi tanıdığı, zâtını candan seven ve sayan ve o âna kadar mübârek dudaklarından hilâf-ı hakikat tek bir söz işitmeyen Muhammedü'l-Emîn'den (a.s.m) duyuyordu. Hiçbir tereddüt emâresi göstermeden derhal kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu.1
İslâma davet karşısında en ufak bir tereddüt göstermeyişini Resûlullah Efendimiz onun için bir fazilet sayarak şöyle buyurmuştur:
"Ebû Bekir'den başka imâna davet ettiğim herkes bir duraklama, bir tereddüt, bir şaşkınlık geçirdi. Fakat o, kendisine İslâmı anlattığım zaman ne durakladı ve ne de tereddüt etti."2
Resûl-i Ekrem Efendimizi, bu itibarlı dostunun Müslüman olması fazlasıyla sevindirdi. Hz. Âişe Validemizden gelen bu husustaki rivâyet şöyle:
"Nebiyy-i Ekremi iki dağ aralığında, Hz. Ebû Bekir'in Müslüman olmasından daha çok sevindiren bir başka hâdise olmamıştır."
İslâm'la şereflenen Hz. Ebû Bekir'in daha evvel gördüğü bir rü'yâsı da böylece gerçekleşmiş oldu: Rüyasında bir ayın Mekke'ye indiğini, sonra bölünerek şehrin evlerine dağıldığını, sonra da toplanıp kendi evine girdiğini görmüştü.
Bu rüyâsını o zaman Ehl-i kitaptan bazı âlimlere anlatmıştı. Onlar, gelmesi beklenen peygamberin pek yakında Mekke'den çıkacağını, kendisinin de ona uyup bahtiyarlar arasında yer alacağını söylemişlerdi.3
Hazret-i Ebû Bekir, Müslümanlığını izhâr etmekten de çekinmedi.
Müslüman olması Kureyş arasında büyük bir yankı uyandırdı. Çünkü o, Kureyş içinde itibarlı, sağlam, güvenilir, sözünde sâdık biri idi. Sevimliliği ve yumuşak huyluluğu da onu kavmine sevdirmişti.
Hazret-i Ebû Bekir, Müslüman olan hür erkeklerin ilk halkasını temsil ediyordu. Onun Müslüman olmasıyla, îmân halkası biraz daha genişledi, yollar biraz daha açıldı ve müstakîm caddede yürüyen bahtiyarlar daha da arttı. Onun vasıtasıyla Müslüman olan Hz. Bilâl-i Habeşî ile, îmân ve İslâm nîmetine erişen ve her biri âdetâ bir sınıfın temsilcisi durumunda bulunan ilk Müslümanlar şunlar oldu:
Kadınlardan, Hazret-i Hatice, çocuklardan Hazret-i Ali, hür erkeklerden Hazret-i Ebû Bekir, azadlı kölelerden Hazret-i
besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu

şuara süresi ayet 46
فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ ﴿٤٦﴾
Fe ulkıyes seharatu sâcidîn(sâcidîne).
şuara süresi ayet 47
 
قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿٤٧﴾
Kâlû âmennâ bi rabbil âlemîn(âlemîne).
şuara süresi ayet 48
رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ ﴿٤٨﴾
Rabbi mûsâ ve hârûn(hârûne).
şuara süresi ayet 49
قَالَ آمَنتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ ﴿٤٩﴾
Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sıhra, fe le sevfe ta’lemûn(ta’lemûne), le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hılâfin ve le usallibennekum ecmaîn(ecmaîne).
şuara süresi ayet 50
قَالُوا لَا ضَيْرَ إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ ﴿٥٠﴾
Kâlû lâ dayra innâ ilâ rabbinâ munkalibûn(munkalibûne).
şuara süresi ayet 51
وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَاء حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاء إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ
Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun).
 
şuara süresi ayet 46-47 -48
sihirbazlar derhal derhal secdeye kapandılar biz alemlerin rabbine musa ile harun un rabbine iman ettik dediler
şuara süresi ayet 49
 [bu durum üzerine firavun şöyle ] dedi ben size izin vermeden ona iman ettiniz şüphesiz o size sihir öğreten büyüğünüzdür o halde yakında mutlaka bileceksiniz kesinlikle ellerini ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim sizin hepinizi çarmıha gerdireceğim
şuara süresi ayet 50 51
zararı yok öyle ya da böyle biz elbette rabbimize döneceğiz biz bizim müminlerin ilklerinden olduğumuzdan dolayı rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını ummaktayız dediler
 
 
besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu

şuara süresi ayet 41
فَلَمَّا جَاء السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ ﴿٤١﴾
Fe lemmâ câes seharatu kâlû li fir’avne e inne lenâ le ecran in kunnâ nahnul gâlibîn(gâlibîne).
şuara süresi ayet 42
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ الْمُقَرَّبِينَ ﴿٤٢﴾
Kâle neam ve innekum izen le minel mukarrabîn(mukarrabîne).
şuara süresi ayet 43
قَالَ لَهُم مُّوسَى أَلْقُوا مَا أَنتُم مُّلْقُونَ ﴿٤٣﴾
Kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn(mulkûne).
şuara süresi ayet 44
فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ ﴿٤٤﴾
Fe elkav hıbâlehum ve ısıyyehum ve kâlû bi izzeti fir’avne innâ le nahnul gâlibûn(gâlibûne).
şuara süresi ayet 45
فَأَلْقَى مُوسَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ ﴿٤٥﴾
Fe elkâ mûsâ asâhu fe izâ hiye telkafu mâ ye’fikûn(ye’fikûne).
şuara süresi ayet 41
sihirbazlar geldiklerinde  firavun a eger biz galip gelirsek bize bir ödül var mı dediler
şuara süresi ayet 42
[ firavun ] evet siz o zaman bana yakın olanlardan olacaksınız dedi
şuara süresi ayet 43
musa onlara ne atacaksanız atın dedi
şuara süresi ayet 44
hemen iplerini ve sopalarını ortaya attılar yüce firavun adına biz kesinlikle galip geleceğiz dediler
şuara süresi ayet 45
musa asasını koyuverdi bir de baktılar o her ne dolap çeviriyorlarsa hepsini yutuyor
 

24 Şubat 2017 Cuma

BUDA AŞIKLAR KER VANI DİYELİM
RİYADAN GÖSTERİŞTEN RABBİME SIGINIRIM

işte aşıklar hep aşkıyla buluşmak24-2 -2017 işter günlerden cuma cumada ilk dört rekatı kıldım şaşırmıştım dört diye iki rekat kılmıştım sonra hemen dört rekat daha kıldım o anda bir içime bir hal oldu ve duva etmeye başladım sevmek çok önemli sevginin oldugu heryerde güler açar RABBİM EVLERİNİZE sevgiyi doldursun huzuru doldursun sevgi olursa hepsi olur bende duva ederken doslarıma sevdiklerime ve birden dedimki benim ruhumu secde de cennet bahçesinde al yarrabim sevenin sevdiginin yanına yatır diye o arada öyle gülerek  güler yüzlü nurundan gözlerim kamaştı ve dişleri incigibiydi tarifi çok zor okadar muhteşem güzel gülüşüne kurbanım canım peygamberim ayaklarını ucuyla ayaklarını altını öpesim peygamberim topragın üstünüde şöyle yer gösteriyordu yuvarlak bura bura dercesine yerin yerin burada dercesine medinede ve gülerek hemen giti rabbim senin kapına kurbanım seveni sevdiginden ayırma sevenin sevdigine kavuştur ve yanına yatır sen ol dersen olur sevenin sevdiginin hatırına dünya boş aman ha aman ha sakınsakın sizlere bir şey söylemek isterim herkes vasiyet eder ölmeden ben de derim ki nerde olursanız olun ne halde olursanız olun temiz olun aptesli olun ve namazı bırakmayın kılın çünkü nama insanın bineyi kabirde nurdur cehendeme surdur çünkü bu aşk işidir namaz seven sevdigine kalu belada verdigi sözdür seven sevdigine fedakarlık eder bunu misali örne vercek olursam babam rahmetli sonanlarında bile namaz zorlandıgında yatıgı yerden ima ile kılıyordu ölmeden önce melekler gelir güzel kokuları sürdü ve dediki ben zorlanıyorum kuran okuda duva edelim bende sen biliyorsun okuda biz dinliyelim dedim ben tıkanıyorum sen oku okudum duva etdim ederken kokuları yatıgı yerlere evin heryerine sürdürdü bizler sürdürdü ben oturdugum yer gece kondu oldundan dolayı kendisi ihtiyacını dışarıya çıkıyordu devamlı yanında baktıgım için akşamları sabaha kadar uyur uyanık baktıgım için sahabeyi anlatırdı onların acılarını düşünür kendi acısın yoksayardı ve şükür ederdi ve dedim artık dışarı çıkmak yok ben örde yap   dökerim yüksünme dedim tama dedi ve sonra sendeledi çün kü artık vakit gelmişti melekler geldiydi eve ve saradı soldu ve dediki yanımda hep kalderdi kuran oku diye söylerdi ve esma zikrine başladım  tehvit kelime yi şahadet getirerek ayaucunda kuran başucunda kuran ve esma zikiri çekere ruhunu teslim eti ve öyle acele etdik ki yerine yatırmaya hiç engel kalmadı çıkmadı suratle yatırdık yerine ve dagıldı herkes ve eve geldigimde uykuya daldıgımda birde baktım babam gülerek elinde ceketi eve geliyor aşıklar böyle olur birde diyordu bak ömer bak ömer benim kabrimin yanında babamın kabrinin yanında ömer diye birisi yok sadece saliha annesinin yanında yatıyor yaşamak önemli aman ha aman namaza başlayın kılmıyorsanız çünkü çok zor namaz sız hayat yıkılmaya mahkum kalmış evlere benzer kaplerinizi allah ve rasulünü nuruyla doldurun güzel müminler nufuz cüzdanında müslüman yazmakla olmuyor müslümanlı yaşamakla oluyor ALLAH VE RASULÜNE EMANET KALIN GÜZEL MÜMİNLER
ÖLÜM VAR ÖLÜM
GELMEZ SANDIĞIN O AN MUTLAK GELECEK,
BİTMEZ SANDIĞIN ÖMRÜN SONA ERECEK,
ELBET BIRGUN SIRA SANA GELECEK,
UNUTMA KARDESİM ÖLÜM VAR ÖLÜM...
GECE GÜNDÜZ EĞLENİRSİN DOYMAZSIN,
ARAYIPTA DOĞR YOLU BULMAZSIN,
BİRKEZ OLSUN SECDEYE BAŞ KOYMAZSIN,
UNUTMA KARDEŞİM ÖLÜM VAR ÖLÜM...
NEYİNE GÜVENİR VURDUM DUYMAZ OLURSUN,
SÖYLENENE KULAK VERMEZ UYMAZ OLURSUN,
ENINDE SONUNDA SENDE PİŞMAN OLURSUN,
UNUTMA KARDEŞİM ÖLÜM VAR ÖLÜM...
AZRAİL GELEREK RUHU TENDEN ALACAK,
SON SEFESI VERINCE BEDEN CANSIZ KALACAK,
SÜREN DOLUP VADEN TAMAMLANACAK,
UNUTMA KARDESİM ÖLÜM VAR ÖLÜM...
TÜKENİP BİTMEDEN VAR İKEN SÜREN,
VER ARTIK KENDİNE BIR ÇEKİ DÜZEN,
YAPTIĞIN HERSEYİ VAR GÖREN BİLEN,
UNUTMA KARDESİM ÖLÜM VAR ÖLÜM...
GAFLETE DÜŞEREK DALMA SAKIN RÜYAYA,
NEFSİNE YENİLEREK KANMA FANİ DÜNYAYA,
ŞEHADET GETİREREK YÖNEL YÜCE MEVLAYA,
UNUTMA KARDESİM ÖLÜM VAR ÖLÜM...

23 Şubat 2017 Perşembe

“Tebessüm Sadakadır”…

Alemlere rahmet iki cihan serveri Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) bize sadakayı çok vermemizi telkin etmektedir. “Verecek bir şeyimiz yok Ya Rasülallah” diyenlere de “İnsanlara tebessüm etmeniz de bir sadakadır” buyurmuşlardır.
Gülümsemek, güler yüzlü olmak ve az gülmek sünnettir. Bunlarda sadaka sevabı vardır. Bunlar kalbe hayat verir. Ruha huzur verir. İnsanları kaynaştırır, insanlar arasında güven, sıcaklık ve yakınlaşma meydana getirir. Dostlukları arttırır. Düşmanlıkları öldürür, husûmeti kırar. Kırgınlıkları önler. Şeytandan gelen kini, nefreti, öfkeyi, kızgınlığı, küskünlüğü söndürür ve yok eder.
Peygamber Efendimiz (asm) gülümserdi ve güler yüzlü idi. İnsanlara somurtmazdı. Kızdığında kızgınlığını belli etmezdi.
“Güler yüzle insanlara selâm vermen sadakadır.”(Câmiü’s-Sağîr, 4/1513)
“Allah yumuşak ve güler yüzlü kimseyi sever.” (Câmiü’s-Sağîr, 2/503)

“Siz mallarınızla bütün insanları memnun edemezsiniz. Öyle ise, güler yüzlülüğünüz ve güzel huyunuzla onları memnun ediniz.”
 (Câmiü’s-Sağîr, 2/661)
“Allah Müslüman kardeşine surat asan kimseye buğz eder.” (Câmiü’s-Sağîr, 2/500)
“Allah’tan kork ve hiçbir iyiliği küçümseme. Bu, su isteyen birisine kovandan su vermek veya Müslüman kardeşini güler yüzle karşılamak dahî olsa.” (Müslim, Birr, 144; Tirmizî, Et’ime, 30)
Çok gülmek, kahkahayla gülmek, yapmacık gülmek, boş yere gülmek, alay edici, incitici ve küçümseyici gülmek ve boş ve batıl şekilde güldürmek ise derece derece yasaklanmıştır.
“Az gül. Çünkü çok gülmek kalbi öldürür (katılaştırır).”(Tirmizî, Zühd, 2; İbn Mace, Zühd, 19)
“Siz benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız. Yüksek dağlara çıkar, sızlanarak Allah’a yalvarırdınız. Çünkü kurtulup kurtulamayacağınızı bilemiyorsunuz.”(Câmiü’s-Sağîr, 4/1427
“Kim gülerek günah işlerse, ağlayarak cehennem ateşine girer.” (Câmiü’s-Sağîr, 4/1534)

“İki çeşit gülme vardır: Bir gülme vardır ki, Allah sever. Bir gülme vardır ki, Allah gazap eder. Allah’ın sevdiği gülme şudur: Kişi görmeyi arzuladığı bir din kardeşiyle karşılaşır ve onu gördüğünden dolayı sevinir. Allah’ın gazap ettiği gülme ise, kişi incitici, eziyet verici, küçük düşürücü, alay edici, kaba veya batıl bir sözü hem gülmek ve hem de başkalarını güldürmek amacıyla söyler. Bu yüzden yetmiş kat Cehennem uçurumundan aşağı yuvarlanır.” 
(Câmiü’s-Sağîr, 3/1149)
“Ölüm kendisini kovaladığı halde, dünyayı kovalayan kimseye şaşarım. Kendisinden gafil olunmadığı halde, gaflete dalan kimseye şaşarım. Allah kendisinden râzı mıdır, kızgın mıdır bilmediği halde kahkahayla gülen adama şaşarım.” (Câmiü’s-Sağîr, 3/1174)
“Bana az önce şu duvarın kenarında cennet ve cehennem gösterildi. Hayrın yapılmasının ve şerden kaçınılmasının önemli sonuçları olduğunu bu günkü kadar görmedim. Eğer benim bildiğimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.”(Buhârî, Salât, 51; Müslim, Fezâil, 134)
“Acıkmadan yemek, uyku gelmeden uyumak, şaşkınlık yaşamadan yapmacık olarak gülmek, musîbet ânında feryad etmek, nîmet ânında gayrimeşrû şekilde çalgı çalmak Allah katında büyük gazaba sebep olan şeylerdendir.” (Câmiü’s-Sağîr, 3/1313)

“Allah şu altı hasleti çirkin görür:
1. Namazda lüzumsuz hareketler,
2. Sadakayı başa kakmak,
3. Orucu tehlikeye düşürecek davranışlarda bulunmak,
4. Kabirlerin yanında gülmek,
5. Cünüp olarak mescide girmek,
6. İzinsiz başkasının evine göz atmak.”
 (Câmiü’s-Sağîr, 2/479)
Lütfen yazıyı paylaşarak Müslüman kardeşleriniz arasında tebessüme vesile olun…
besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu

eselamun aleyküm ve rahmet ullahi ve beraikatuhu ey ALLAH ın güzel kuları kimini beyaz kimini sarı kimini siyah yaratan ALLAH ım sana nakadar şükretsem azdır çünkü sen alemlerin rabbisin benimde sahibimsin sahibim benden birşeyler istiyor bende onu elimden geldigi kadar gücümün yetigi kadar yapmaya ugraşıyorum emeklerimizi boşa çıkarma ALLAH HIM
“Allah’a ortak koşmadan ölen cennete girer; Allah’a şirk koşarak ölen de cehennemi boylar.” (Müslim, Îmân 151)
Kim ilim öğrenmek için yola çıkarsa, Allah Teâlâ ona cennet yolunu kolaylaştırır. Melekler, ilim öğrenenlerden hoşlandıkları için onlara kanat gererler. Göklerde ve yerde bulunan varlıklar, hatta sudaki balıklar bile âlimlerin bağışlanması için Allah’a yalvarırlar. Bir âlimin sadece ibadetle uğraşan bir kimseye üstünlüğü, on dördüncü gecesinde ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin mirasçılarıdır. Peygamberler altın gümüş değil, sadece ilmi miras bırakmışlardır. İşte bu ilim mirasına konan kimse, çok büyük bir kısmet kazanmış olur.” (Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19)
Şüphesiz ki sözde ve işle doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücûr) sürükler. Fücûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır. (Buhâri, Edeb 69; Müslim, Birr 103-105)
Allah’tan korkunuz. Beş vakit namazınızı kılınız. Ramazan orucunuzu tutunuz. Mallarınızın zekâtını veriniz. Yöneticilerinize itaat ediniz! (Bu takdirde doğruca) Rabbinizin cennetine girersiniz.” (Tirmizî, Cum’a, 80)
(Geçmiş) ümmetler bana gösterildi. Peygamber gördüm, yanında üç-beş kişilik küçük bir grup vardı. Peygamber gördüm, yanında bir iki kişi bulunuyordu. Ve peygamber gördüm, yanında kimsecikler yoktu. Bu arada önüme büyük bir kalabalık çıktı. Kendi ümmetim sandım. Bana ‘Bunlar Mûsâ’nın ümmetidir, sen ufka bak!’ dediler. Baktım; (çok) büyük bir karaltı. ‘İşte bunlar senin ümmetindir. İçlerinden hesapsız-azabsız cennete girecek yetmiş bin kişi vardır’ dediler…
Onlar büyü yapmayan, yaptırmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Rablerine güvenenlerdir.” (Buhârî, Tıb 1, Rikak 50, Libâs 18; Müslim, Îmân 374)
“Cennete girecek bir kısım insanlar vardır ki, onların kalpleri kuş kalbi gibi (rakîk ve tevekkül üzere)dir.” (Müslim, Cennet 27)
“Kızma, sana cennet verilsin!” (Taberânî, Evsat, III, 25)
SABRIN MÜKAFATI CENNETTİR
Sabrın mükâfâtının ancak cennet olduğunu gösteren şu hâdise ne kadar ibretlidir:
Abdullâh bin Abbâs -radıyallâhu anhümâ- bir gün Atâ bin Ebî Rebâh’a:
“–Sana cennetlik bir kadın göstereyim mi?” dedi. O:
“–Evet, göster!” deyince İbn-i Abbâs şöyle dedi:
“–Şu siyah kadın var ya! İşte bu kadın, Fahr-i Kâinât Efendimiz’e geldi ve:
«–Beni sara tutuyor ve üstüm başım açılıyor. İyileşmem için Allâh’a duâ eder misiniz?» dedi.
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
«–Eğer sabredeyim dersen, sana cennet vardır. Ama yine de sen istersen, şifâ vermesi için Allâh’a duâ ederim.» buyurdu.
Bunun üzerine kadın:
«–Hastalığıma sabrederim. Ancak sara tuttuğu zaman üstümün başımın açılmaması için duâ buyurunuz.» dedi. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de onun için Allâh’a niyazda bulundu.” (Buhârî, Merdâ, 6; Müslim, Birr, 54)
İşte başa gelen iptilâlara sabrın Hak katındaki yüksek kıymeti…
ALLAH HER SECDE KARŞILIĞINDA SENİ BİR DERECE YÜKSELTİR
Rebîa bin Kâ’b -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:
“Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in kapısında geceler, ona abdest suyunu hazırlar, ihtiyâcı olan şeyleri getirirdim. Gece bir müddet: «Semiallâhu li-men hamideh», bir müddet de: «Elhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn» dediğini duyardım. (İbn-i Sa’d, IV, 313)
Bir gün Allâh Râsûlü:
«–Benden dilediğini iste!» buyurdu. Ben:
«–Cennette Sen’inle beraber olmayı isterim.» dedim. Efendimiz:
«–Başka bir şey istesen olmaz mı?» buyurdu. Ben:
«–Dileğim ancak budur!» dedim. Bunun üzerine Allâh Rasûlü:
«–Öyleyse çokça secde ederek kendin için bana yardımcı ol!» buyurdu.” (Müslim, Salât, 226)
Sevbân radıyallahu anh’den “insanı cennete götürecek bir amel söylemesi” istenmiş ve bu istek üç defa tekrarlanmış, bunun üzerine Hz. Sevbân şu hadisi rivayet etmiştir:
“Çok secde etmeye bak! Zira senin Allah için yaptığın her secde karşılığında Allah seni bir derece yükseltir ve bir hatânı siler.” (Müslim, Salât 225. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 22; Tirmizî, Salât 169; Nesâî, Tatbîk 80, 89)
Secdeden maksat, umûmiyetle namazdır. O hâlde cennete girerek orada Allâh’ın Habîbi’ne komşu olmak isteyenler, bol bol namaz kılmalı, Hakk’a yakınlık anları olan secdeleri artırmalıdırlar. Zîrâ Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in cennetteki mevkii, peygamberlerin de üzerinde olan, zirve bir makamdır. Hadîs-i şerîften anlaşıldığı vechile, Efendimiz’e cennette yakın olabilmek için, sünnet-i seniyyeyinin gerektirdiği vazîfeleri yerine getirmek ve bilhassa huşû içinde çokça namaz kılmak îcâb etmektedir.
Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Kim sabah akşam camiye gider gelirse, her gidip gelişinde Allah Teâlâ o kimseye cennetteki ikramını hazırlar.” (Buhârî, Ezân 37; Müslim, Mesâcid 285)
 “Müslüman bir kimse, farzların dışında nâfile olarak her gün Allah rızası için on iki rekât namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona cennette bir köşk yapar” veya “Ona cennette bir köşk yapılır.” (Müslim, Müsâfirîn 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 1; Tirmizî, Salât 189; Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 66, 67)
Bir kişi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e:
–Beni cennete götürecek bir amel söyle! dedi. Rasûl-i Ekrem de:
“–Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı görüp gözetirsin!” buyurdu. (Buhârî, Zekât 1, Edeb 10; Müslim, Îmân 12, 14. Ayrıca bk. Nesâî, Salât 10)
CENNETE GÖTÜREN BİR AMEL
Bedevînin biri Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve:
–Ey Allah’ın Resulü! İşlediğim takdirde cennete gireceğim bir amel söyle bana, dedi. Rasûl-i Ekrem:
“–Allah’a, hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk edersin. Farz olan namazları kılarsın. Yine farz olan zekâtı verirsin ve ramazan orucunu tutarsın” buyurdu. Bedevî:
–Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu söylediklerine hiçbir şey ilâve etmem, dedi.
Adam dönüp gidince Peygamber aleyhisselâm:
“–Cennetlik birini görmek kimi mutlu ediyorsa, şu kişiye bakıversin!” buyurdu. (Buhârî, Zekât 1; Müslim, Îmân 15, Fezâilü’s-sahâbe 150. Ayrıca bk. İbni Mâce, Rü’yâ 10)
MEBRUR HACCIN KARŞILIĞI CENNETTİR
Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Umre ibadeti, daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefârettir. Mebrûr haccın karşılığı ise, ancak cennettir.” (Buhârî, Umre 1; Müslim, Hac 437)
CENNET HAZİNELERİNDEN BİR HAZİNE
Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Bir kimse «sübhânallahi ve bi-hamdihî: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim» derse, cennette onun için bir hurma ağacı dikilir.” (Tirmizî, Deavât 60)
Ebû Mûsâ radıyallahu anh şöyle dedi:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana hitâben:
“–Cennet hazinelerinden bir hazineyi sana bildireyim mi?” buyurdu. Ben de:
–Evet, Yâ Rasûlallah, bildir, dedim. Şöyle buyurdu:
“–Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh: Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.” (Buhârî, Megâzî 38, Daavât 50, Kader 7, Tevhîd 9; Müslim, Zikir 44-46)
BU 40 HAYIRDAN BİRİNİ İŞLERSEN CENNETLİK OLURSUN
Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Müslümanları rahatsız eden yol üstündeki bir ağacı kesen bir kişiyi cennet nimetleri içinde yüzer gördüm.” (Müslim, Birr 129)
“Adamın biri, yol üzerinde bir ağaç dalı gördü ve ‘Allah’a yemin ederim ki, bunu müslümanları rahatsız etmemesi için buradan kaldıracağım’ dedi (kaldırdı ve) bu yüzden cennete konuldu.” (Müslim, Birr 128)
“Bir adam yolda yürürken yol üzerinde bir diken dalı buldu ve onu yoldan uzaklaştırdı. Bu sebeple Allah ondan hoşnut oldu ve onu bağışladı.” (Buhârî, Ezân 32, Mezâlim 28; Müslim, Birr 127, İmâre 164)
“Kırk sevap vardır ki bunların en üstünü, birisine sağması için ödünç olarak sütlü bir keçi vermektir. Kim, sevabını umarak ve hakkındaki vaadlere inanarak bu kırk hayırdan birini işlerse, Allah onu, bu sebeple cennete koyar.” (Buhârî, Hibe 35. Ayrıca bk, Ebû Dâvûd, Zekât 42)
ALLAH’A İTAAT EDEN CENNETE GİRER
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v):
“İstemeyenler dışında, ümmetimin tamamı cennete girer” buyurdu. Bunun üzerine:
–Ey Allah’ın elçisi, cennete girmeyi kim istemez ki? denildi. Peygamber Efendimiz:
“–Bana itaat edenler cennete girer, bana karşı gelenler cenneti istememiş demektir” buyurdu. (Buhârî, İ’tisâm 2)
DÜNYADAKİ CENNETLİKLER
Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği ve fakat şöyle olacak diye yemin etseler, isteklerini Allah’ın gerçekleştireceği kimselerdir.
Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Katı kalbli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir.” (Buhârî, Eymân 9, Tefsîr, 68/1, Edeb 61; Müslim, Cennet 47)
YETİMLERE BAKAN CENNETLİK
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v):
“Ben ve yetimi himâye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız” buyurdu ve işaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak, gösterdi. (Buhârî, Talâk 25, Edeb 24)
“Bir kimse, müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizî, Birr 14)
“Her kim üç kız çocuğunu himâye edip büyütür, güzelce terbiye eder, evlendirir ve onlara lutuf ve iyiliklerini devam ettirirse, o kimse cennetliktir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 121; Ahmed, III, 97)
KOCASINI MEMNUN EDEN KADIN CENNETLİK
Allah Rasûlü r Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Kocasını memnun ederek ölen kadın cennetliktir.” (Tirmizî, Radâ` 10)
“Anne ve baba, cennete en ortadaki kapıdan girmeye vesile olur.” (Tirmizî, Birr 3. Ayrıca bk. İbni Mâce, Talâk 36)
HASTA ZİYARET EDENE CENNETTE BARINAK MÜJDESİ
Rasûlullah r Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
 “Bir insan, bir hastanın halini hatırını sormaya gider veya Allah için sevdiği bir kişiyi ziyâret ederse, ona bir melek şöyle seslenir:
Sana ne mutlu! Güzel bir yolculuk yaptın. Kendine cennette barınak hazırladın!” (Tirmizî, Birr 64. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 2)
“Bir müslüman, hasta olan bir müslüman kardeşini sabahleyin ziyarete giderse, yetmiş bin melek akşama kadar ona rahmet okur. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, yetmiş bin melek onun için sabaha kadar istiğfar eder. Ve o kişi için cennette toplanmış meyveler de vardır.” (Tirmizî, Cenâiz 2. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 3; İbni Mâce, Cenâiz 2)
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir müslüman, hasta bir müslüman kardeşini ziyarete gittiğinde, dönünceye kadar cennet hurfesi içindedir.”
–Ey Allah’ın elçisi, cennet hurfesi nedir? dediler. Rasûl-i Ekrem;
“–Cennet yemişidir,” buyurdu. (Müslim, Birr 40-42. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz 2)
CENNETLİK BİR DAVRANIŞ: KENDİNE YAPILMASINI İSTEDİĞİ ŞEYLERİ BAŞKALARINA YAP!
Rasûlullah r Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” (Müslim, Îmân 93-94)
“Bir kimse cehennemden kurtulup cennete girmeyi istiyorsa, Allah’a ve âhiret gününe imân etmiş olarak ölmelidir. Kendine yapılmasını istediği şeyleri o da başkalarına yapmalıdır…” (Müslim, İmâre 46. Ayrıca bk. Nesâî, Bey’at 25; İbni Mâce, Fiten 9)
“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız. Bu sayede selâmetle cennete girersiniz” (Tirmizî, Kıyâmet 42. Ayrıca bk. İbni Mâce, İkâmet 174, Et’ime 1)
İNSANLARDAN HİÇBİR ŞEY DİLEMEYEN KİŞİYE CENNET GARANTİ
Sevbân radıyallahu anh şöyle dedi:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“–Kim bana, insanlardan hiçbir şey dilenmeyeceğine dair söz verirse, ben de ona cenneti garanti ederim” buyurdu. Bunun üzerine
–Ben söz veriyorum, dedim.
Râvi diyor ki, Sevbân hiç kimseden hiçbir şey istemiyordu. (Ebû Dûvûd, Zekât 27. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 61)
BUNLARI TUTANA “CENNET SÖZÜ” VAR!
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:
–İnsanları cennete en fazla götürecek şey nedir? diye soruldu.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“–Allah’a saygı (takvâ) ve güzel ahlâktır” buyurdu.
–İnsanları cehenneme en fazla götürecek şey nedir? diye sorulunca da:
“–Ağız ve tenâsül uzvudur” buyurdu. (Tirmizî, Birr 62. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 29)
Yine Rasûlullah r Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki bacağı arasındaki (tenâzül) uzvunu koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm.” (Buhârî, Rikak 23. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 61)
ŞAKA BİLE OLSA YALAN SÖYLEMEYENE CENNETTE KÖŞK
Allah Rasûlü r Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim.
Şakadan bile olsa yalan söylemeyen kimseye cennetin ortasında bir köşk verileceğine kefilim.
İyi huylu kimseye de cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim.” (Ebû Dâvûd, Edeb 7. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 58; İbni Mâce, Mukaddime 7)
ÜÇ GRUP CENNETLİK
Allah Rasûlü r Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Cennetlikler üç gruptur. Bunlar:
Âdil ve başarılı devlet başkanı,
Yakınlarına ve müslümanlara karşı merhametli ve yufka yürekli olan kişi,
Ailesi kalabalık olduğu halde haram kazançtan sakınıp kimseden bir şey istemeyen adamdır.” (Müslim, Cennet 63)
ONUN SEVGİSİ SENİ CENNETE KOYAR
Bir adam:
–Ben şu “kul hüvellahü ahad” sûresini seviyorum, dedi. Peygamberimiz:
“Şüphesiz ki onun sevgisi seni cennete koyar” buyurdular(Buhârî, Ezân 106. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilu’l-Kur’ân 11)
CENNET KAPILARI AÇILIYOR
Rasûlullah r Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Sizden biriniz güzelce abdest alır -onu tastamam yapar- sonra da: Eşhedü en lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlüh, derse, o kimseye cennetin sekiz kapısı açılır. O da dilediği kapıdan girer.” (Müslim, Tahâret 17)
KİM BU SALİH AMELLERİ BİR ARAYA GETİRİRSE CENNETE GİRER
Bir gün Allah Rasûlü (s.a.v) sahabeden yanında bulunanlara:
“–İçinizde bugün kim oruçludur?” diye sordu.
Hz. Ebû Bekir:
“–Ben oruçluyum, ya Rasûlallah” dedi.
Efendimiz (s.a.v):
“−Bugün kim bir cenaze namazına iştirak etti?” buyurdu.
Hz. Ebû Bekir:
“–Ben, yâ Rasûlallah” dedi.
Peygamberimiz:
“–Bugün kim bir yoksul doyurdu?” diye sordu.
Hz. Ebû Bekir:
“–Ben, yâ Rasûlallah” dedi.
Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v):
“–Bugün bir hasta ziyaretinde bulunanınız var mı?” diye sordu.
Yine Ebû Bekir (r.a):
“–Ben, ey Allah’ın Rasûlü” dedi.
Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurdu:
“–Kim bu sâlih amelleri bir araya getirirse o mutlaka cennete girer.” (Müslim, Fedâilu’s-sahâbe, 12)
MÜMİN HİÇBİR HAYRA/İLME DOYMAZ
Rasûlullah r Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Mü’min, cennete girinceye kadar hiçbir hayra/ilme doymaz.” (Tirmizî, İlim 19)
SON SÖZÜ “LA İLAHE İLLALLAH” OLAN KİLİ CENNETE GİRER
Rasûlullah r Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Kimin son sözü, “Allah’tan başka ilah yoktur” (Lâ ilâhe illallah) cümlesi olursa, o kişi cennete girer.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz 20; Hâkim, el-Müstedrek, I, 351)
CENNETİ İSTEMEK
Cenâb-ı Hak cümlemizi Cehennem’den âzâd edip Cennet-i Aʻlâ’sına nâil eylesin! Zira kulun her dâim Allah’tan Cenneti istemesi ve Cehennem’den de O’na sığınması îcâb eder.
Nitekim Hazret-i Ömer (r.a.);
“Kendilerine Kitap verdiğimiz mü’minler, onu nasıl tilâvet etmek lâzımsa öyle tilâvet ediyorlar…”[1] âyet-i kerîmesini şöyle tefsir etmiştir:
“Cennetin zikredildiği âyetleri okuyunca Allah’tan Cennet’i ister, Cehennem’den bahsedilen âyetler gelince de Cehennem’den Allâh’a sığınırlar.” (İbn-i Ebî Hâtim, Tefsîr, I, 218; Ali el-Müttakî, Kenz, II, 357/4230)
el-Bakara, 121.
(İslam ve İhsan)