14 Nisan 2016 Perşembe

besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu

KEHF SÜRESİ AYET 42
وَأُحِيطَ بِثَمَرِهِ فَأَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلَى مَا أَنفَقَ فِيهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُشْرِكْ بِرَبِّي أَحَدًا ﴿٤٢﴾
Ve uhîta bi semerihî fe asbeha yukallibu keffeyhi alâ mâ enfeka fîhâ ve hiye hâviyetun alâ urûşihâ ve yekûlu yâ leytenî lem uşrik bi rabbî ehadâ(ehaden).
KEHF SÜRESİ AYET 43
وَلَمْ تَكُن لَّهُ فِئَةٌ يَنصُرُونَهُ مِن دُونِ اللَّهِ وَمَا كَانَ مُنتَصِرًا ﴿٤٣﴾
Ve lem tekun lehu fietun yansurûnehu min dûnillâhi ve mâ kâne muntesirâ(muntesiran).
KEHF SÜRESİ AYET 44
هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلَّهِ الْحَقِّ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا ﴿٤٤﴾
Hunâlikel velâyetu lillâhil hakkı, huve hayrun sevâben ve hayrun ukbâ(ukben)
KEHF SÜRESİ AYET 45
وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاء أَنزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاء فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ فَأَصْبَحَ هَشِيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُ وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقْتَدِرًا ﴿٤٥﴾
Vadrıb lehum meselel hayâtid dunyâ ke mâin enzelnâhu mines semâi fahteleta bihî nebâtul ardı fe asbeha heşîmen tezrûhur riyâhu, ve kânallâhu alâ kulli şey'in muktedirâ(muktediran).
KEHF SÜRESİ AYET 42
derken bütün serveti birden yok edildi bunun üzerine oraya yaptıgı harcamalardan dolayı pişmanlıktan ellerini ovuşturup kaldı o bag çardakları üzerine çöküp kalmıştı ah nolaydım rabbime hiçbir kimse ortak koşmamış olsaydım diyordu 
kehf süresi ayet 43
onun için ALLAH tan başka kendisine yardım edecek bir topluluk da yoktu o kendi kendini de kurtaramadı 
kehf süresi ayet 44
işte burda koruyuculuk gerçekten ALLAH ındır o sevapca da daha hayırlıdır sonuç bakımından da daha hayırlıdır 
kehf süresi ayet 45
onlar dünya hayatını şuna benzeterek anlat o gökyüzünden indirdigimiz bir su gibidir yeryüzünün bitkileri onunla birbirine karışmıştır derken kendisini rüzgarların savurup götürdügü bir çöp kırıntısı olmuştur ALLAH her şeye muktedirdir 

13 Nisan 2016 Çarşamba

besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu

kehf süresi ayet 37
قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَكَفَرْتَ بِالَّذِي خَلَقَكَ مِن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ سَوَّاكَ رَجُلًا ﴿٣٧﴾
Kâle lehu sâhıbuhu ve huve yuhâviruhû e keferte billezî halakake min turâbin summe min nutfetin summe sevvâke raculâ(raculen).
kehf süresi ayet 38
لَّكِنَّا هُوَ اللَّهُ رَبِّي وَلَا أُشْرِكُ بِرَبِّي أَحَدًا ﴿٣٨﴾
Lâkinne huvallâhu rabbî ve lâ uşriku bi rabbî ehadâ(ehaden).
kehf süresi ayet 39
وَلَوْلَا إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَاء اللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ إِن تُرَنِ أَنَا أَقَلَّ مِنكَ مَالًا وَوَلَدًا ﴿٣٩﴾
Ve lev lâ iz dehalte cenneteke kulte mâ şâallâhu lâ kuvvete illâ billâh(billâhi), in terani ene ekalle minke mâlen ve veledâ(veleden).
kehf süresi ayet 40
فَعَسَى رَبِّي أَن يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِّن جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًا مِّنَ السَّمَاء فَتُصْبِحَ صَعِيدًا زَلَقًا ﴿٤٠﴾
Fe asâ rabbî en yu’tiyeni hayran min cennetike ve yursile aleyhâ husbânen mines semâi fe tusbiha saîden zelekâ(zelekan).
kehf süresi ayet 41
أَوْ يُصْبِحَ مَاؤُهَا غَوْرًا فَلَن تَسْتَطِيعَ لَهُ طَلَبًا ﴿٤١﴾
Ev yusbiha mâuhâ gavran fe len testetîa lehu talebâ(taleben).
kehf süresi ayet 37
arkadaşı kendisiyle konuşurken ona şöyle dedi sen seni önce topraktan sonra nutfeden yaratan daha sonra da seni bir adam haline getireni inkar mı ediyorsun 
kehf süresi ayet 38
ancak o ALLAH benim rabbimdir ben hiç kimseyi rabbime ortak koşmam 
kehf süresi ayet 39
bagına girdigin zaman MAŞALLAH la kuvvete illa billah (ne güzel ALLAH dilemiş de yaratmış ondan başka güç kuvvet sahibi yoktur) desen olmaz mıydı  sen benim malmülk çoluk çocuk bakımından kendinden daha az görüyorsan 
(unutmaki) 
kehf süresi ayet 40
belki rabbim bana senin bagından daha hayırlısını verir seninkinin üzerine gökyüzünden bir afet indirir de kupkuru bir toprak oluverir 
kehf süresi ayet 
veya suyu çekiliverir  de bir daha onu aramakla bulamazsın 

11 Nisan 2016 Pazartesi

besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu



KEHF SÜRESİ AYET31
أُوْلَئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الْأَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِّن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ نِعْمَ الثَّوَابُ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا ﴿٣١﴾
Ulâike lehum cennâtu adnin tecrî min tahtihimul enharu yuhallevne fîhâ min esâvire min zehebin ve yelbesûne siyâben hudran min sundusin ve istebrakın muttekiîne fîhâ alâl erâiki, ni'mes sevâb(sevâbu), ve hasunet murtefekâ(murtefekan).
kehf süresi ayet 32
وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا رَّجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ أَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًا ﴿٣٢﴾
Vadrıb lehum meselen raculeyni cealnâ li ehadihimâ cenneteyni min a'nâbin ve hafefnâhumâ bi nahlin ve cealnâ beynehumâ zer'â(zer'an).
kehf süresi ayet 33
كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ آتَتْ أُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْئًا وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَرًا ﴿٣٣﴾
Kiltel cenneteyni âtet ukulehâ ve lem tazlim minhu şey’en ve feccernâ hılâlehumâ neherâ(neheren).
kehf süresi ayet 34
 
وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌ فَقَالَ لِصَاحِبِهِ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَنَا أَكْثَرُ مِنكَ مَالًا وَأَعَزُّ نَفَرًا ﴿٣٤﴾
Ve kâne lehu semerun, fe kâle li sâhıbihî ve huve yuhâviruhû ene ekseru minke mâlen ve eazzu neferâ(neferen).
kehf süresi ayet 35
وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ قَالَ مَا أَظُنُّ أَن تَبِيدَ هَذِهِ أَبَدًا ﴿٣٥﴾
Ve dehale cennetehu ve huve zâlimun li nefsihî, kâle mâ ezunnu en tebîde hâzihî ebedâ(ebeden).
kehf süresi ayet 36
وَمَا أَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً وَلَئِن رُّدِدتُّ إِلَى رَبِّي لَأَجِدَنَّ خَيْرًا مِّنْهَا مُنقَلَبًا ﴿٣٦﴾
Ve mâ ezunnus sâate kâimeten ve le in rudidtu ilâ rabbî le ecidenne hayran minhâ munkalebâ(munkaleben).
kehf süresi ayet 31
onlara altlarında nehirler akan adn  cennetleri vardır onlar orada altın bilezikler süslenecekler ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyecekler orada
koltuklara yaslanıp kurulacaklardır o negüzel bir sevaptır orası ne güzel bir barınaktır
kehf süresi ayet 32
onlara iki adam örnegini anlat birine her türlü üzümün bulundugu iki bag vermiş ikisinin çevresini de hurmalar donatmış ikisinin arasına bir ekinlik yapmışız
kehf süresi ayet 33
iki bag ikisi de yemişlerini vermişler hiçbir şeyi eksik bırakmamış ikisinin ortasından bir nehir akıtmışız
kehf süresi ayet 34
bundan başka geliri de var bundan dolayı bu adam arkadaşıyla konuşurken ona ben senden daha zengin nüfusolarak daha çogum daha güçlüyüm dedi
kehf süresi ayet 35_36
bagına girdi o kendine yazık ediyordu bunun yok olacagını asla zannetmem kıyametin kopacagını da  sanmıyorum bununla birlikte şayet rabbime döndürülürsem  bundan daha iyi bir sonuç bulacagım dedi
 

7 Nisan 2016 Perşembe

besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu


kehf süresi ayet 26
قُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا لَهُ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ أَبْصِرْ بِهِ وَأَسْمِعْ مَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا ﴿٢٦﴾
Kulillâhu a'lemu bimâ lebisû, lehu gaybus semâvâti vel ard(ardı), ebsır bihî ve esmı', mâ lehum min dûnihî min veliyyin ve lâ yuşriku fî hukmihî ehadâ(ehaden).
kehf süresi ayet 27
وَاتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن كِتَابِ رَبِّكَ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَلَن تَجِدَ مِن دُونِهِ مُلْتَحَدًا ﴿٢٧﴾
Vetlu mâ ûhıye ileyke min kitâbi rabbike, lâ mubeddile li kelimâtihî ve len tecide min dûnihî multehadâ(multehaden).
kehf süresi ayet 28
وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَن ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ وَكَانَ أَمْرُهُ فُرُطًا ﴿٢٨﴾
Vasbır nefseke meallezîne yed'ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vechehu ve lâ ta'du aynâke anhum, turîdu zînetel hayâtid dunyâ ve lâ tutı' men agfelnâ kalbehu an zikrinâ vettebea hevâhu ve kâne emruhu furutâ(furutan).
kehf süresi ayet 29
وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاء فَلْيَكْفُرْ إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا وَإِن يَسْتَغِيثُوا يُغَاثُوا بِمَاء كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَ بِئْسَ الشَّرَابُ وَسَاءتْ مُرْتَفَقًا ﴿٢٩﴾
Ve kulil hakku min rabbikum fe men şâe felyu'min ve men şâe felyekfur innâ a'tednâ liz zâlimîne nâran ehâta bihim surâdikuhâ, ve in yestegîsû yugâsû bi mâin kel muhli yeşvîl vucûhe, bi'seş şerâb(şerâbu) ve sâet murtefekâ(murtefekan).
kehf süresi ayet 30
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ مَنْ أَحْسَنَ عَمَلًا ﴿٣٠﴾
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti innâ lâ nudîu ecre men ahsene amelâ
kehf süresi ayet 26
DE ki ALLAH onların ne kadar kaldıklarını daha iyi bilir göklerin ve yerin bilinmeyen ve görünmeyen bilgisi onundur o öyle güzel görür öyle güzel işitirki  onların onun dışında koruyucuları yoktur o hiç kimseyi egemenligine ortak yapmaz
kehf süresi ayet 27
RABBİNİN kitabından sana vahiy olunanı oku onun sözlerini degiştirecek kimse yoktur ondan başka bir sıgınak bulamazsın
kehf süresi ayet 28
sabah akşam rablerine dua eden onun rızasını isteyenlerle birlikte sen de sabret dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma kalbini  zikrimizden gafil bıraktıgımız keyfinin ardına düşmüş ve işi sınır tanımamak olana uyma
kehf süresi ayet 29
de ki hak rabbinizdendir artık dileyen iman etsin dileyen de in kar etsin çünkü biz zalimler için duvarları kendilerini kuşatan bir ateş hazırladık eger yardım isterlerse onlara erişimi ceset gibi yüzleri kavuran  bir su ile yardım edilir o ne kötü bir içecektir orası ne kötü bir barınaktır
kehf süresi ayet 30
iman edip sallih ameller işleyenlere gelince şüphesiz biz öyle güzel amel işleyenin ecrini boşa çıkarmayız
 
Gönlümün Gülü Regaib Kandili
Regaib Kandili, Regâib, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be", kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"'den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, "reğîbe"dir. "Reğîbe"nin çoğulu da "reğâib" dir. Kelime olarak "Regâib"in aslı budur.
Receb'in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur'an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir.
Peygamberimiz (a.s.m)' ın Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu Receb ayında oruç tutmanın muazzam, muhteşem sevabları var.
Bir de bu ayda sevablar kulların defterlerinin sevab hanelerine, bol bol dökülmesi dolayısıyla da recebül esabb denmiştir. Yâni, sevabların bol bol, şarı şarıl, gürül gürül döküldüğü ay demek... Sabbe, Arapçada dökmek demek... Nehrin de böyle dağlardan çağlayarak şaldur şuldur akıp da döküldüğü yere münsab derler; o da aynı kökten... Receb-ül esabb; Allah'ın rahmetinin cûşa gelip, ikram ü ihsanâtının şarıl şarıl, güldür güldür kullara geldiği ay demektir.
Arifler ve din alimleri kitaplarında yazmışlar ki, bu ay ekim, ekme, ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tevbe etmek vs. güzel şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şa'ban bakım ayıdır. Ramazan biçim ayıdır, yâni mahsulün alındığı aydır demişler. Demek ki Receb ayı, bizi Ramazan ayına hazırlayan bir mevsimin ilk adımı olmuş oluyor.
Onun için, "Receb ayı tevbe ayıdır." demişler. Yâni kul ne yapacak?.. "Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet..." diyerek hatâsını itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girecek.
Şa'ban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu beyan edilmiştir. sabah namazı , öğle namazı , ikindi namazı , akşam namazı ve yatsı namazı namazlarını kılalım inşallah
Regaib ile ilgili ayet-i Kerimeler:
Regâib kelimesi Kur'an'da geçmemektedir. Ancak "reğabe"den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur'ân'da sekiz yerde geçmekte ve "reğabe"nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır .
Ayrıca, "Şüphesiz Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah'ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin." (Tevbe Suresi, 36) Hz. Peygamber'in ( a.s.m ) ( aşağıda hadisler bölümünde bulunan) bir hadisinde, ayet-i kerimede işaret buyurulan haram ayların, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğu vurgulanmaktadır: "
Receb Ayı ve Regaib Gecesi ile İlgili Hadis-i Şerifler:
• Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. [Gunye]
• Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb'in hepsini tutmuş gibi sevap verilir. [Miftah-ül-cenne]
• Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Yala]
• Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) [İbn-i Asâkir]
• "Receb-i Şerîf'in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur." buyuruyorlar. (Camiu-s sağir)
• İbn-i Abbas -radiyallahu anh- Hazretleri: "Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O'nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz O'nu hiç oruç tutmayacak zannederdik." buyurmuştur. (Müslim)
• Muhakkak zaman, Allah'ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye'l-âhirle Şaban ayları arasında gelen Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır." (Buhârî, Tefsir, Sure, 8,9)
• "Recep ayı Allah'ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır." (Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, 1/423)
• Yine mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( r.a. )'dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber şöyle derdi: "Allahım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaştır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259)
• Receb'in ilk cuma gecesini ihya edene, Allahü teâlâ, kabir azabı yapmaz. Duâlarını kabul eder. Yalnız, 7 kimsenin duasını kabul etmez: Faizci, Müslümanları aşağı gören, ana babasına eziyet eden, Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, çalgıcı, livata ve zina eden, beş vakit namazı kılmayan. [Bu günahlardan vazgeçmedikçe, duaları kabul olmaz.] [Saadet-i Ebediyye]
• Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların affoldu" der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. [Taberânî]
• Kim Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip "Ya Rabbi onu mağfiret et" derler. [Ebû Muhammed]
• Hz. Aişe ( r.a ) validemiz, "Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi." buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, "Ameller Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum." buyururdu. (Tirmizî)
• Receb ayında yapılan dua kabul edilir, günahlar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur. Hz. Hüseyin ( r.a) anlatır:
"Kâbe'yi tavaf ederken, yanık sesle Allahü teâlâya dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu çağırmamı emretti. Güzel yüzlü, temiz bir kimseydi. Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi. Ona, "Sen kimsin, durumun ne böyle?" dedim. O kimse dedi ki:
"Adım Menazil... Ben çalgı çalmak, şarkı söylemekle şöhret salmış, Arabistan'ın ünlülerinden bir gençtim. Hep nefsin arzuları peşinde koştum. Receb ve Şaban aylarında bile, bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, "Allahü Teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikâyet ediyorlar" dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık kalble, "Bu aylarda oruç tutup, geceleri ibadet ediyorum. Beytullah'a gidip şerrinden korunmak için, Allahü teâlâdan yardım dileyeceğim" dedi. Bir hafta oruç tutup, Kâbe'ye giderek, "Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları red etmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et!" diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. Beni gören, "Baba bedduasına uğramış kişi" derdi."
Hz. Hüseyin, "Baban bu hâline ne dedi?" buyurdu. O genç, "Babamdan özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile gelirken, devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim." diyor. Hz. Ali bu felçli gence dua ediyor, Receb'de yaptığı bu dua bereketiyle de Hak teâlâ ona şifa ihsan ediyor.

6 Nisan 2016 Çarşamba

besmele görselleri ile ilgili görsel sonucu


KEHF SÜRESİ AYET 21
وَكَذَلِكَ أَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُوا أَنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَأَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ فِيهَا إِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ أَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِم بُنْيَانًا رَّبُّهُمْ أَعْلَمُ بِهِمْ قَالَ الَّذِينَ غَلَبُوا عَلَى أَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِم مَّسْجِدًا ﴿٢١﴾
Ve kezâlike a'sernâ aleyhim li ya'lemû enne va'dallâhi hakkun ve ennes sâate lâ raybe fîhâ, iz yetenâzeûne beynehum emrehum fe kâlûbnû aleyhim bunyânâ(bunyânen), rabbuhum a'lemu bihim, kâlellezîne galebû alâ emrihim le nettehızenne aleyhim mescidâ(mesciden).
KEHF SÜRESİ AYET 22
سَيَقُولُونَ ثَلَاثَةٌ رَّابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمًا بِالْغَيْبِ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ قُل رَّبِّي أَعْلَمُ بِعِدَّتِهِم مَّا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا قَلِيلٌ فَلَا تُمَارِ فِيهِمْ إِلَّا مِرَاء ظَاهِرًا وَلَا تَسْتَفْتِ فِيهِم مِّنْهُمْ أَحَدًا ﴿٢٢﴾
Se yekûlûne selâsetun râbiuhum kelbuhum, ve yekûlûne hamsetun sâdisuhum kelbuhum racmen bil gaybi, ve yekûlûne seb'atun ve sâminuhum kelbuhum, kul rabbî a'lemu bi ıddetihim mâ ya'lemuhum illâ kalîl, fe lâ tumâri fîhim illâ mirâen zâhirâ(zâhiren), ve lâ testefti fîhim minhum ehâdâ(ehâden).
KEHF SÜRESİ AYET 23
وَلَا تَقُولَنَّ لِشَيْءٍ إِنِّي فَاعِلٌ ذَلِكَ غَدًا ﴿٢٣﴾
Ve lâ tekûlenne li şey'in innî fâılun zâlike gadâ(gaden).
KEHF SÜRESİ AYET 24
إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ وَاذْكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ وَقُلْ عَسَى أَن يَهْدِيَنِ رَبِّي لِأَقْرَبَ مِنْ هَذَا رَشَدًا ﴿٢٤﴾
İllâ en yeşâallâhu vezkur rabbeke izâ nesîte ve kul asâ en yehdiyeni rabbî li akrabe min hâzâ raşedâ(raşeden).
KEHF SÜRESİ AYET 25
وَلَبِثُوا فِي كَهْفِهِمْ ثَلَاثَ مِائَةٍ سِنِينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا ﴿٢٥﴾
Ve lebisû fî kehfihim selâse mietin sinîne vezdâdû tis'â(tis'an).
KEHF SÜRESİ AYET 21
BU şekilde (insanlar) ALLAH ın sözünün gerçek oldugunu ve kıymetin (gerçekleşeceginde) şüphe bulunmadıgını bilsinler diye onların tanımalarını sagladıko sırada (insanlar) aralarında (bunların çevresinde ) onların durumunu tartışıyorlardı bunun üzerine üstlerine bir bina yapın dediler rableri onları daha iyi bilir onlara galip gelenler ise bunların üzerine bir mescid yapacagız dediler
KEHF SÜRESİ AYET 22
(onların sayısı ) üçtür dördüncüleri köpeklerdir diyecekler beştir  altıncıları köpekleridir  diyecekler  bunlar bir tahminden ibarettir yedidir sekizincileri köpekleridir diyecekler de ki onların sayılarını rabbim daha iyi bilir onları ancak pek az kimse bilir artık onlar hakkında hafif bir tartışmanın dışında kimseyle tartışma bunlar hakkında onlardan hiç kimseye bir şey  sorma
KEHF SÜRESİ AYET 23-24
HİÇBİR şey hakında ALLAH ın dilemesi şartına baglamadan ben bunu yarın mutlaka yaparım deme unuttugun zaman rabbini zikret onuhatırla şöyle de olurki rabbim beni bundan daha yakın vakitte dosdogru bir başarıya ulaştırır
KEHF SÜRESİ AYET 25
ONLAR magralarında üç yüz yıl kaldılar buna dokuz da artırdılar
ALKAME BİN KAYS
(591 - 681m.)
Alkame ibn Kays, tefsir, kırâat, fıkıh ve hadîs ilimlerinde Tabiîn'in önde gelen isimlerindendir. Künyesi Ebû Şibl'dir. Alkame ibn Kays, muhadramlardandır; yani Peygamber Efendimiz hayatta iken Müslüman olmuş, fakat O'nu görememiştir. Alkame ibn Kays, içinden bir çok âlim çıkaran Yemen'in Nehâ ailesindendir. Tâbiînin ilim, zühd ve takvasıyla önde gelen isimlerinden Esved ibn Yezid en-Nehâî onun amcası, İbrahim en-Nehâî de halasının oğludur.
İlmî otoritesiyle yaşadığı dönemde bile şöhret bulmuş Alkame ibn Kays, rivâyetlerine müracaat edilen müstesna bir âlimdir. Ashabı Kirâm'dan Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Âişe, Abdullah ibn Mes'ud, Hüzeyfetü'l-Yemâni, Selmân-ı Fârisî, Hâlid ibn Velid, Ebu'd-Derdâ ve Amr ibn Şurahbîl (radiyallahü anhüm ecmaîn) gibi pek çok sahabe ile görüşmüş ve onlardan ilim alıp hadîs rivâyetlerinde bulunmuştur. Hz. Ali ile Nihavend'de Hariciler'e karşı elinde kılıcı ile bizzat savaşmıştır. Horasan fetihlerine de katılan Alkame, Merv'de iki sene kalmıştır.
Muasırlarını (çağdaşlarını) aşan muallâ kâmetinin (yüksek makamının) yanında çok da mütevâzı bir kişiliği olan Alkame ibn Kays, Ebû Hanîfe'yi yetiştirecek Kûfe mektebinin kurucusudur. Kûfe'de yetişen bütün Tabiîn imamları.. ve başta da, birçok sahâbi görmüş Amr ibn Şurahbîl kendisinden rivâyette bulunur ve yanındakilere de şöyle derdi:
"Haydi, oturması-kalkması, duruşu ve davranışları ile insanların Abdullah İbn Mes'ûd'a en çok benzeyeninin yanına gidelim." Abdullah İbn Mes'ûd için de: "Nebî'ye insanların en çok benzeyeni" denirdi. İbn Mes'ûd, yapı olarak ufak tefekti ama, namaza duruşu, namazdaki huşûu ve derinliğiyle Allah Rasûlü'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) çok benzerdi. Alkame de, İbn Mes'ûd'u temsil etme gayreti içindeydi. Bu öyle bir benzerlik ve temsildi ki; nasıl Allah Resûlü: "Kur'ân'ı İbn Ümmü Abd'den -yani, İbn Mes'ûd'dan- dinleyin." (Buhârî, "Fezâilü'l-Ashâb," 26, 27; Müslim, Fezâilü's-Sahâbe, 118) buyurmuştu; İbn Mes'ûd da çok defa: "Çağırın Alkame'yi, bana Kur'ân okusun" derdi. Alkame gelir ve okumaya başlardı. Okur okur, nihayet okumayı bitirince İbn Mes'ûd yine: "Oku; anam babam sana feda olsun!" diyerek, devamını isterdi.
Abdurrahman ibn Hürmüz el-A'rec diyor ki: "Alkame, yaşadığı dönemde Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel okuyanlardan biri idi. İbn-i Mes'ûd ne zaman onun okuyuşunu dinlese, kendinden geçer ve; 'Eğer Resûlüllah seni görseydi, seninle mesrûr olurdu' derdi."
Nitekim Ahmed ibn Hanbel'e Tabiûn'un en faziletlileri kimlerdir diye sorulduğunda; "Osman en-Nehdî, Kays ibn Ebi Hâzim, Alkame ibn Kays ve Mesrûk ibn el-Ecda'dan daha faziletlilerini bilmiyorum" demiştir. (Kâsimî, Kavâidu't-Tahdîs, s. 75)
Alkame ibn Kays, tefsir, kırâat ve fıkıh ilmini Ashab-ı Kirâm'ın büyüklerinden Abdullah ibn Mes'ûd'dan öğrenmiştir. Onun dersleri vasıtasıyla engin bir ilme sahip olmuştur. Nitekim hocası Abdullah ibn Mes'ûd onun hakkında: "Benim okuduğum her şeyi okur ve bildiklerimi bilir" buyurmuştur.
Esved ibn Yezîd de: "Abdullah ibn Mes'ûd'u Alkame ibn Kays'a ders verirken gördüm. İbn Mes'ûd, ona sûreleri öğrettiği gibi teşehhüdü de öğretiyordu" demiştir.
Bilhassa fıkıh ilminde haklı bir itibar kazanan Alkame ibn Kays çok sayıda talebe yetiştirmiş, Ehl-i Sünnet itikadının öğretilmesi, yerleşmesi, yayılması ve daha sonraki nesillere intikalinde büyük hizmetleri olmuştur.
Kurucusu olduğu Kûfe mektebinde Esved ibn Yezid en-Nehâî, İbrahim en-Nehâî, Ebû Hanîfe'nin hocası Hammad İbn Ebî Süleyman, Ebû Vâil Muhammed ibn Sirîn, Şa'bi, Abdurrahman ibn Alkame ve İmâm Zührî gibi meşhur yüzlerce kişiyi yetiştirmiştir. Kendisi yüzlerce sahâbîden hadîs aldığı gibi yüzlerce tâbiîn de kendisinden hadîs almıştır. Kûfe'yi kendinden sonra gelen ilim ehli için münbit (verimli) bir zemin olarak hazırlayan Alkame olmuştur.
Ehl-i Sünnet'in reisi ve Hanefi Mezhebinin kurucusu İmâm-ı A'zam Ebû Hanife (ö. 150/767), ilmini onun talebeleri zincirinden almıştır.
Zühdü ve takvası dillere destan olan büyük İmam Ebû Hanife Alkame'ye o kadar hayrandı ki: "Alkame, bazı noktalarda bazı sahâbîlerden daha ileride olabilir; yani fıkıh ve hadîste bazı sahâbîlerden daha derin, daha çok vukuf sahibi olabilir" derdi.
Nitekim Kâbus ibn Ebî Zabyan'dan nakledilen şu olay da Ebû Hanife'nin görüşünü desteklemektedir.
Babama: "Neden Rasûlullah'ın ashabını bırakıp Alkame'ye gidiyordunuz?" diye sorduğumda, babam:
"Rasûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabının, Alkame'ye sorular sorduğunu ve fetva istediklerini gördüm." cevabını verdi.
Kendisini bilmez nasipsizin birisi bir gün, Alkame'nin kapısının önünde dikilir ve ona ağzına gelen her şeyi söyler. Koca İmam, onca hakaret karşısında hiç tavrını bozmaz ve karşısındakinin hakaretleri bitince şu âyeti okur: "Mü'min erkek ve kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet verenler, işlemedikleri bir günahtan dolayı onları karalayanlar, çok ciddî bir bühtanda bulunmuş ve apaçık bir günaha girmiş olurlar" (Ahzâb, 33/58). Adam: "Ne yani, sen mü'min misin?" der. Koca imamın cevabı, tam kendisine yakışır şekildedir: "Umuyorum."(Buhârî, "Fezâilü'l-Ashâb, 13)
Alkame ibn Kays, çok rivâyeti olan (Muksirûn) ravilerdendir. Temel hadîs kitaplarında onun rivâyet ettiği 333 hadîs bulunmaktadır. Cerh ve ta'dil ilminin büyük imamlarından Zehebî ve İbn Hacer tarafından 'sika/güvenilir' olarak kabul edilmiştir.
Alkame, hadîs ilminde hâfız (hadîs-i şerîf âlimi) derecesinde idi. O, hadîs-i şerîfleri senetleri ile ezbere bilirdi. Rivâyet ettiği hadîs-i şerifler, Kütüb-i Sitte denen meşhûr altı hadîs külliyatında yer almaktadır.
Alkame ibn Kays, tefsir ilminin de büyük imâmlarındandır. Âyet-i kerîmeleri tefsir ederken hadîs-i şeriflere mürâcaat ederdi. En'âm sûresi 82. âyet-i kerimenin tefsiri hakkında İbn-i Mes'ûd'dan şöyle rivâyet etmiştir: "İman edip imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte korkudan emin olma onların hakkıdır, doğru yolda olanlar da onlardır." âyet-i kerîmesi nâzil olunca Ashâb-ı kirâm; "Hangimiz zulüm işlememiş bulunuyoruz?" diye Resûlüllah'a sordular. Resûlü Ekrem (s.a.s.): "Bu, sizin hakkınızda değildir" buyurmuş ve sonra da: "Hani Lokman da oğluna nasîhat ederek demişti ki: 'Oğlum, Allah'a şirk koşma! Şüphe yok ki bu şirk pek büyük bir zulümdür' (Lokman, 31/13) meâlindeki âyeti okumuş, bu âyet-i kerîme ile En'âm sûresi 82. âyetteki zulmün, Allah'a ortak koşmak demek olduğunu bildirmiştir. (Buhari, "Tefsir [En'âm 3] [Lokman 1]")
Kırâat ilminde de oldukça önemli bir yere sahip olan Alkame ibn Kays, meşhur kıraat alimlerinden Yahyâ ibn Vessâb, Ubeyd ibn Nadle ve Ebû İshak es-Sebiî'nin de hocasıdır.
Hayatını şaşaa ve debdebeden uzak mütevazı bir şekilde yaşayan Alkame ibn Kays, bu dünyadan ayrılma zamanı gelip hakkın huzuruna çıkacağı anı beklediği saatlerde şöyle vasiyette bulunuyordu:
"Ben vefât ederken başımda 'Lâ ilâhe illallah' diyerek telkinde bulununuz. Vefât haberimi yaymayın ve beni hemen kabrime götürün."
Alkame, 62/681'de Yezîd b Muâviye'nin (ö. 64/683) hilafeti döneminde 90 yaşında iken Kûfe'de vefat etmiştir.
Alkame, vefat ettiğinde aile efradına miras olarak, evinden, bineğinden ve bir mushaftan başka bir şey bırakmamıştır. Onu da, hastalığında yanında kalan azatlı kölesine vasiyet etmişti.
Allah, bizleri şefaatine nail eylesin. Amin!.