26 Haziran 2015 Cuma

[​IMG]


A RAF SÜRESİ AYET 128
قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اسْتَعِينُوا بِاللّهِ وَاصْبِرُواْ إِنَّ الأَرْضَ لِلّهِ يُورِثُهَا مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
Kâle mûsâ li kavmihisteînû billâhi vasbirû, innel arda lillâhi yûrisuhâ men yeşâu min ibâdihî, vel âkıbetu lil muttekîn(muttekîne).
A RAF SÜRESİ AYET 129
قَالُواْ أُوذِينَا مِن قَبْلِ أَن تَأْتِينَا وَمِن بَعْدِ مَا جِئْتَنَا قَالَ عَسَى رَبُّكُمْ أَن يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الأَرْضِ فَيَنظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ
Kâlû ûzînâ min kabli en te’tiyenâ ve min ba’di mâ ci’tenâ, kâle asâ rabbukum en yuhlike aduvvekum ve yestahlifekum fîl ardı fe yanzure keyfe ta’melûn(ta’melûne).
A RAF SÜRESİ AYET 130
وَلَقَدْ أَخَذْنَا آلَ فِرْعَونَ بِالسِّنِينَ وَنَقْصٍ مِّن الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Ve lekad ehaznâ âle fir’avne bis sinîne ve naksın mines semerâti leallehum yezzekkerûn(yezzekkerûne).
A RAF SÜRESİ AYET 128
MUSA halkına ALLAH tan yardım isteyin acıya tammül edip dayanın muhakkak ki yeryüzü ALLAH ındır ona kularından diledigini varis kılar akibet muttakilerindir dedi
A RAF SÜRESİ AYET 129
BİZ sen bize gelmeden önce de sıkıntıya ugratıldık sen bize geldikten sonra da dediler rabbiniz düşmanınızı yok edip sizi yeryüzünde yöneticiler kılacak sizin nasıl işler yapacagınıza bakacak dedi
A RAF SÜRESİ AYET 130
YEMİN olsun ki firavun ailesini düşünüp ibret alsınlar diye yıllarca kıtlık ve ürün eksiklligiyle sıktı 

25 Haziran 2015 Perşembe

[​IMG]


 A RAF SÜRESİ AYET 123
قَالَ فِرْعَوْنُ آمَنتُم بِهِ قَبْلَ أَن آذَنَ لَكُمْ إِنَّ هَذَا لَمَكْرٌ مَّكَرْتُمُوهُ فِي الْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُواْ مِنْهَا أَهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Kâle fir’avnu âmentum bihî kable en âzene lekum, inne hâzâ le mekrun mekertumûhu fîl medîneti li tuhricû minhâ ehlehâ, fe sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).
A RAF SÜRESİ AYET 124
 
لأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلاَفٍ ثُمَّ لأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
Le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilâfin summe le usallibennekum ecmaîn(ecmaîne).
A RAF SÜRESİ AYET 125
قَالُواْ إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
Kâlû innâ ilâ rabbinâ munkalibûn(munkalibûne).
A RAF SÜRESİ AYET 126
وَمَا تَنقِمُ مِنَّا إِلاَّ أَنْ آمَنَّا بِآيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَاءتْنَا رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ
Ve mâ tenkımu minnâ illâ en âmennâ bi âyâti rabbinâ lemmâ câetnâ, rabbenâ efrıg aleynâ sabran ve teveffenâ muslimîn(muslimîne).
A RAF SÜRESİ AYET 127
وَقَالَ الْمَلأُ مِن قَوْمِ فِرْعَونَ أَتَذَرُ مُوسَى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ وَيَذَرَكَ وَآلِهَتَكَ قَالَ سَنُقَتِّلُ أَبْنَاءهُمْ وَنَسْتَحْيِي نِسَاءهُمْ وَإِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ
Ve kâlel meleu min kavmi fir’avne e tezeru mûsâ ve kavmehu li yufsidû fìl ardı ve yezereke ve âliheteke, kâle se nukattilu ebnâehum ve nestahyî nisâehum ve innâ fevkahum kâhirûn(kâhirûne).
 A RAF SÜRESİ AYET 123 124
FİRAVUN ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz şüphesiz bu sizin yerli ahaliyi oradan çıkarmak için şehirde pilanladıgınız bir hiledir yakında anlarsınız kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesecegim sonra hepinizi çarmıha gerecegim dedi
 A RAF SÜRESİ AYET 125 126 
şüphesiz BİZ RABBİMİZE dönecegiz senin bize kızman sadece rabbimizin ayetleri bize geldiginde bizim onlara iman etmemizdendir ey rabbimiz üzerimize sabır yagdır bizim canımızı iman selametiyle al dediler
A  RAF SÜRESİ AYET 127
FİRAVUN UN halkının ileri gelenleri musa yı ve halkını yer yüzünde bozgunculuk yapsınlar seni ve tanrılarını terk etsinler diye mi serbest bırakacaksın dediler (firavun ) ogullarını öldürür kadınlarını diri tutarız şüphesiz biz tepelerinde mutlak kahrımızı yürütürüz dedi
 
[​IMG]

A RAF SÜRESİ AYET 116
قَالَ أَلْقُوْاْ فَلَمَّا أَلْقَوْاْ سَحَرُواْ أَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَاءوا بِسِحْرٍ عَظِيمٍ
Kâle elkû fe lemmâ elkav seharû a’yunen nâsi vesterhebûhum ve câû bi sihrin azîm(azîmin).
A RAF SÜRESİ AYET 117
وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
Ve evhaynâ ilâ mûsâ en elkı asâke, fe izâ hiye telkafu mâ ye’fikûn(ye’fikûne).
A RAF SÜRESİ AYET 118
فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Fe vakaal hakku ve batale mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
A RAF SÜRESİ AYET 119
فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Fe vakaal hakku ve batale mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
A RAF SÜRESİ AYET 120
وَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ
Ve ulkıyes seharatu sâcidîn(sâcidîne).
ARAF SÜRESİ 121
قَالُواْ آمَنَّا بِرِبِّ الْعَالَمِينَ
Kâlû âmennâ bi rabbil âlemîn(âlemîne).
A RAF SÜRESİ AYET 122
رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ
Rabbi mûsâ ve hârûn(hârûne).
 
 
A RAF SÜRESİ AYET 116
SİZ atın dedi onlar attıklarında insanların gözlerini büyülediler onları dehşete düşürdüler büyük bir sihir gösterdiler
A RAF SÜRESİ AYET 117
BİZDE musa ya asanı bırakı ver diye vahiyede bulunduk bir de baktılarki o onların bütün uyduklarınıyalayıp yutuyor
A RAF SÜRESİ AYET 118
ARTIK hak meydana çıktı onların bütün yaptıkları boşa gitti
A RAF SÜRESİ AYET 119
ARTIK orada maglup olmuş küçük düşmüşlerdi
A RAF SÜRESİ AYET 120 121 122
SİHİRBAZLAR hep birlikte secdeye kapanıp alemlerin rabbine musa ve harun un rabbine iman ettik dediler
İŞTE MÜTÜİ BİR İMANIN GERÇEYİ
İŞTE MAŞİTE ANNEMİN ANNEMİZİN İMANI ALLAH BÖYLE BİR İMAN KAMİLİ İMAN NASİP ETSİN CÜMLEMİZE
Zaman: Hz.Musa zamanı.
Yer: Fravun un sarayı.
Saray da bir sultan Bir iman abidesi var.
Vazifesi: Hizmetçi.
Adı: Maşite.

Önce Bir LA diyerek Fravunun ilahlığını reddetmiş.Ve Allah c.c. ın tek ilah olduğunu kabul ederek İLLALLAH sarayını varmıştı.Zira gönül sultanlarından biri şöyle buyurmuştur.LA süpürgesi ile yolları temizlemeyen İLLALLAH sarayına varamaz.

İmanını gizliyordu Maşite sultan.Gizlice Rabbine dua ve niyazda bulunuyor ibadet ediyordu.Bir gün sarayda vazifeli olduğu işlerinden birini yapmaya başlayacaktı ki:Ağzından bismillah lafzı aşikare döküldü.Hemen yanında bulunan diğer bir temizlikçi arkadaşı ,daha önce hiç duymadığı bu sözü duyunca merakla sordu:

-Sen ne dedin Maşite?
Şaşırmıştı,Çünkü o zaman bir işe başlayacakları zaman ‘Biizzetifarvun’ yani Fravun un izzeti ile diyerek başlarlardı.

Maşite sultan gerçekleri olduğu gibi anlattı.Belki arkadaşı da iman eder diye düşündü.Biri daha küfrün karanlığından imanın aydnlığına ulaşır diye ümitlendi. Ve dedi:

-Allah ın c.c. adı ile başlarım dedim.
Aralarında ki konuşma şöyle devam etti.
-Allah ne demek?Allah kim?

-Seni,beni ve her şeyi,herkesi yaratan,yöneten,rızık veren,yaşatan,öldüren tek  ilah.
-Bizi yaşatan,öldüren,yöneten,rızkımızı veren Fravun değil mi?
-Geceleri göz kapaklarına sahip olamayan,söz geçiremeyen, bu dediklerini nasıl yapar? Düşündün mü hiç?

Kafası karıştı hizmetçinin.Ancak hemen kendini toparladı. Bunlar büyük laflardı. Asla inanmamalı Maşite ye ve dediklerine. Hatta derhal Fravun a bildirmeliydi. Zira eğer Firavun un haberi olurda Maşite nin iman ettiğinden ve eğer bunu bildiği halde kendisine haber vermediğini öğrenirse Fravun,başına gelecekleri düşünmek bile istemiyordu. Bunu göze alamadı.Arkadaşına ihanet etmeyi daha kolay buldu. Koştu hemen, Anlattı:

-Efendimiz! Hani Maşite var ya! Saray hizmetçilerin den. İşte o kafir oldu.Sizin ilahlığınızı reddediyor. Musa ya ve O’nun Rabbine iman ediyor.

Firavun kızdı,öfkelendi. Bu asla duyulmamalı idi. Zira bir hizmetçi nin Musa ya ve Rabbine iman ettiği duyulursa itibarı zedelenirdi.İlahlığı tehlikeye girebilirdi.Kafası karışanlar olabilirdi. Bu asla olmamalıydı. Belki başkalarına da anlatmış olabilirdi Maşite. Belki başkalarının gizlice Musa nın Rabbine iman etmesine sebep olabilirdi. Belki de olmuştu.İlahtı!(haşa)Ama bilmiyordu.

Hemen Maşite yi çağırttı.Sordu:
-Kafir olmuşsun Maşite.Musa ya ve O nun ilahına iman ediyormuşsun,doğru mu?

-Evet! dedi.
Yalan söylemek aklından bile geçmedi.Pervasızca,cesurca ‘EVET’dedi.
Firavun önce sükunetle davrandı. Bazı teklifleri vardı Maşite ye. İçi rahattı Maşite bu teklifler karşında dayanamaz,imanından dönerdi. Zira oldukça cazipti teklifleri bir hanım için.

-Maşite! Gel küfründen geri dön.Tekrar bana iman et.Bunu açıkla tüm saray halkının önünde.Buna karşılık sana istediğin herhangi sarayımdan birini vereyim.Git kocanla çocuklarınla yaşa.Ya da istediğin kadar mal mülk vereyim.Nereye istersen gidersin.

Emindi ki firavun kendinden o kadar olur.Hangi kadın bu teklifi geri çevirebilirdi ki.Ancak hiçte umduğu gibi olmadı. Maşite Hatun daha teklifin bitmesini beklemeden ‘HAYIR’cevabını verdi.

Firavun çok kızmıştı.Tehdit etmeye başladı.Zira küfrün metodu bu idi hep.

-Eğer halkın karşısında imanından döndüğünü açıklamazsan sana yapacaklarımı tahmin bile edemezsin.Seni cellatlarıma teslim ederim.Başına öyle şeyler açarım.öyle işkence ettiririm ki,bunlara dayanamazsın.Gel inadından dön ne istersen al ve çek git.

-Hayır! dedi Maşite. Asla imanımdan dönmem. Ne istersen yap.
Firavun cellatlarını çağırdı.’Alın götürün ‘dedi.Hiç sormadı cellatlar.Nereye götürelim,ne yapalım diye.Zira onlar ustaydı.Ne yapacaklarını,nereye götüreceklerini iyi bilirlerdi.

Maşite Sultan ı işkence mahzenlerine götürdüler.Önce çarmuha gerdiler.Tırnaklarını bir bir sökerek başladılar işkenceye.Her tırnak söktüklerin de soruyorlardı

-Maşite! Vazgeçtin mi?
Cevap net: Cevap tek kelimeden ibaret.
-LA İLAHE İLLALLAH

Şimdi düşünelim,o Sultan her tırnağı sökülürken o kadar işkence altında iken bile,Kelime-iTevhid i zikretmekten hiç gafil olmadı.Ya biz ,bunca rahatın içinde günde kaç kere Rabbimizi zikrediyoruz?

Tırnaklarını söktüler, kırbaçladılar, aç susuz bıraktılar. Ama nafile. Vazgeçmiyordu.Dilinden Kelime-i Tevhid düşmüyordu hiç.Firavuna anlattılar durumu artık ölecekti. Ama inkar etmeden ölmemeliydi.Kötü örnek olurdu. Bu ne büyük ,ne kıymetli bir iman ki,canını verdi,ama dönmedi,dememeliydi hiç kimse. Firavun yaptı firavunluğunu. Maşite nin iki kızı olduğunu biliyordu. Bir annenin en zayıf noktasının çocukları olduğunu da.
-Maşite nin kızlarını getirin,dedi
Getirdiler.Önce büyük kızını annenin yanına getirip annesine sarılmasına müsaade ettiler.Tam sarıldıkları anda ayırıp,iğrenç tekliflerini yinelediler.

-Bak Maşite!dedi Fravun.Al kızlarını git.Bak seni ne kadar özlemişler.Ama bir kere de ki:Ben Musa nın  ilahını inkar ettim.Firavun a iman ettim.Eğer kabul etmezsen,kızını hemen buracıkta boğazlar,kanı ile de seni yıkarım.Teklif korkunç,tehdit korkunç ama Cevap aynı;

-LA İLAHE İLLALLAH
Kızını gözlerine önünde kestiler Maşite nin. Boğazından fışkıran kanlar Maşite nin yüzüne bulaştı. İçi yanmadı mı? yandı elbet. Anneydi o. Ama kaypak, korkak, dünya perest değildi. Ahiretini dünyasına değişecek kadar basit hiç değildi.

İstediğini elde edemeyen Firavun delirmişti. Kendi gözünde basit olan bir hizmetçiye lafı geçmemişti. Demezler miydi sen nasıl ilahsın? Mutlaka bir yolu olmalıydı bunun.

Şimdi sıra küçük kızına gelmişti.Koca bir ateş yaktılar.Bebekti daha küçük kız.Dokuz On aylık bir bebek ti. Annesi işkence mahzenine alındığından beri süt emememiş ti.Açtı. Bebeği annesine verdiler.Al emzir dediler. Aç olan ebbek yapıştı annesinin memesine.Tam emmeye başladığında hızla çekip aldılar.Başladı feryada .Bunu defalarca tekrar ettiler.En adi,en vahşi yaratığın bile içini acıtacak bu olay.Firavun un içini titretmedi bile.O nun tek isteği Maşite nin tekrar kendisine iman ettiğini açıklaması idi.  Bebek feryad ediyor.Anne kucağını istiyordu.Maşite sultan a yeni bir teklif sundu Firavun,o pislikle dolu,hep zulme çalışan ve kendisini ebedi cehennemlik yapacak  aklına çok güveniyordu.

-Bak Maşite!İstersen bir kere bana iman ettiğini söyle.Al bebeğini dilediğin yere git.Yok kabul etmezsen bu bebeği şu gördüğün ateşe atarım.Sonrada seni de, koca nı da yakarım. Dedi.

Maşite sultan. Yerde kanlar için de yatan kızına baktı bir.Bir de feryadı iç yakan,annesini isteyen,karnı aç bebeğine baktı.Bir de yaktıkları o kocaman ateşe.Bir an düşündü.’Acaba bir kere sadece dilimle Firavun a iman ettim desem.Ama kalbim de imanımı saklasam.Şu minicik yavrumu alıp gitsem.Bari bunu kurtarsam.Hangi anne göz göre razı olurdu ki evkadının diri diri yakılmasına. Karar verdi.İçinde ki imanının kuvvetini artırmasını istedi Allah tan. Allah ım affet sadece ama sadece dilimle söyleyeceğim. Kalbimde ki imanımın nasıl olduğunu sen biliyorsun dedi. Kararını vermişti.

Tam da ‘Benim rabbim sensin’diyecekti ki Firavun’a, minicik bebek  konuşmaya başladı.

-Sakın anne. Sakın dönme imanından.Dilinle bile olsa dönme. Vallahi şu anda Rabbimizin bizim için hazırladığı cennet köşkünü görüyorum. Ve seni o kapıda bekleyeceğim dedi.

Herkes şaşkındı. Ama Firavun dehşete düştü. Konuşturmayın söyletmeyin şunu.Yoksa fitne çıkacak. Atın ateşe dedi. Hemen attılar.

Arkasından Maşite’nin kocasını getirdiler.
-Söyle karına, benim ilah olduğumu söyle. Dedi Firavun.

Yerde yatan kızına, perişan halde olan hanımına baktı. O da gizlice iman etmişti. Artık imanını saklaması için bir gerekçe yoktu.

-Sen ilah değilsin. Sen hiçbir şey değilsin.Sen hiçbir şeye sahipte, malikte değilsin dedi.

Firavun delirdi iyice.
-Derhal bir kazan getirin. İçine yağ doldurun. Bunların hepsini içine atın. Eriyene kadar kaynatın.Asla kabirleri olmasın. Kimse bunları anmasın. Hatırlamasın dedi.

Denileni yaptılar. O mubarek bedenleri eriyene kadar kaynattılar. Onların adlarını anmayı,bu olayı anlatmayı yasakladılar. Kimseye ibret olmasın,örnek olmasın  diye.

Ama Allah c.c bu olay ibret olsun diye bize kadar ulaştırdı. Sadece kendi dönemi değil,yıllar sonrası dönemde bile ibretle ve rahmetle anıldı bu kutlu şehitlerin kıssası. Firavunda amacına ulaştı! O da unutulmadı. Ama adı lanetle ebedi cehennemlikler listesinde.

O mubarek şehide, zilletle yaşamaktansa, izzetle ölmeyi tercih etti. Ruhsat var iken, can korkusu olduğu durumlarda, kalbinde imanı muhafaza ederek, sadece dili ile inkar etmeye, o azimeti tercih etti.

Dili ile bile olsa inkar etmek istemedi. Sabretti Tam en hassas anda da, rabbimiz Onu korudu. Evladının dili ile cennetle müjdeledi o kutlu şehide yi. Ve şimdi o mubarek  aile cennet köşklerin de refah içerisindeler.

Onca sıkıntı ve işkence altında gene de ruhsat olanı tercih etmemek. En doğruya en güzele sarılmak,canı veren uğruna hiç tereddüt etmeden can vermek şerefine erdiler. Peki ya bizler? Günde kaç dakikamızı ayırıyoruz rabbimizi zikir için. Ya da hangi zevkimizden, nefsi arzumuzdan vazgeçiyoruz Allah cc.rızası için. Ya da Rabbimiz den gelen sıkıntılara ne kadar sabrediyoruz. Yoksa en ufak imtihanda  oflayıp,inleyenlerden miyiz.

Rabbimiz buyurur, KUDSİ HADİS’te: “Ben kulumdan razı olmam, kulum benden razı olmadıkça.”

Ve Efendimiz a.v.s buyurur:
Demirin pas tutuğu gibi kalplerde pas tutar. Kalbin pasını da ancak Allah ı c.c zikremek giderir.

İşte Maşite sultan ın hayatından çıkaracağımız en büyük iki ders, kulağa küpe iki öğüt.

1) Ne halde ve ne şartta olursak olalım her daim SABIR.
2) Ne halde ve ne şartta olursak olalım her daim ZİKİR

24 Haziran 2015 Çarşamba

[​IMG]

A RAF SÜRESİ AYET 111
قَالُواْ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَأَرْسِلْ فِي الْمَدَآئِنِ حَاشِرِينَ
Kâlû ercih ve ehâhu ve ersil fîl medâini hâşirîn(hâşirîne).
A RAF SÜRESİ AYET 112
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلِيمٍ
Ye’tûke bi kulli sâhırin alîm(alîmin).
A RAF SÜRESİ AYET 113
وَجَاء السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالْواْ إِنَّ لَنَا لأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ
Ve câes seharatu fir’avne kâlû inne lenâ le ecren in kunnâ nahnul gâlibîn(gâlibîne).
A RAF SÜRESİ AYET 114
قَالَ نَعَمْ وَإَنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
Kâle ne’am ve innekum le minel mukarrebîn(mukarrebîne).
A RAF SÜRESİ AYET 115
قَالُواْ يَا مُوسَى إِمَّا أَن تُلْقِيَ وَإِمَّا أَن نَّكُونَ نَحْنُ الْمُلْقِينَ
Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkiye ve immâ en nekûne nahnul mulkîn(mulkîne).
A RAF SÜRESİ AYET 111 -112
ONU ve kardeşini egle şehirlere toplayıcılar yolla sana bütün bilgili sihirbazları toplayıp grtirsinler dediler
 ARAF SÜRESİ AYET 113
 BÜTÜN SİHİR BAZLAR firavuna geldiler eger biz galip gelirsek bize bir ödül var mı dediler
A RAF SÜRESİ AYET 114
(FİRAVUN ELBETTE  sizi bana yakın olanlardan olacaksınız dedi
 
ARAF SÜRESİ AYET115
EY musa sen mi hünerini  ortaya atacaksın yoksa atanlar biz im olacagız dediler
 Peygamber Efendimiz’in su içtiği kâse Topkapı Sarayı’nda bulundu ,,,
emanetkase_itii_su_tas.jpgHz. Muhammed (sas)’in su içtiği ve kaynaklarda Kadeh–i Şerif olarak geçen; ancak kaybolduğu sanılan kâsenin günümüze kadar ulaştığı ortaya çıktı. Aksiyon dergisinin son sayısında yer alan haberde, “gümüş kâse” kaydıyla muhafaza edilen kabın Topkapı Sarayı’nda bulunduğu belirtildi.

Hazret–i Peygamber (sas)’e, su ikram edilen bir kap ashaptan Sehl bin Sa’d tarafından saklanarak Halife Ömer bin Abdülaziz’e hediye edilmiş. Efendimiz’in hatırasını taşıyan “Kadeh–i Şerif” kayboldu zannedilmesine rağmen, yıllar süren sessizliğinin ardından Topkapı Sarayı’nda ortaya çıkarıldı. Aksiyon dergisinin son sayısında Hilmi Aydın ve Ahmet Doğru imzasıyla yayınlanan haberde, Kadeh–i Şerifin ilginç serüveni ve ortaya çıkış süreci gözler önüne serildi. Olay, Saadet Asrı’nın mutlu günlerinden birinde Medine’de geçiyor. Hazreti Peygamber (sas)’in , yanında ashabından bazı zâtlar, bir yerden dönmektedir. Benî Sâide Sofası denilen mevkide istirahat etmek için oturulur. Efendimiz, Sehl ibni Sa’d’a dönerek “Ya Sehl, bizleri bir sulasan.” buyurur.

Bu emri canına minnet bilen Sehl de tahtadan bir kap ile Efendimiz ve ashabına su dağıtır. Sekiz yaşında iken Bedir Savaşı’nda babasını şehit veren, Resulullah (sas)’ın vefatında 15 yaşlarında bir delikanlı olan, hicri 91 yılında 96 yaşında vefat ettiğinde “Medine’de en son vefat eden sahabi” unvanını alan Sehl, o gün su ikram ettiği ağaçtan mamul kadehi yıllarca hatıra olarak saklar. Yıllar sonra, bir topluluğun içinde gösterdiğinde kadeh, orada bulunan Halife Ömer bin Abdülaziz tarafından istenir. Sehl de kadehi ona hediye eder. Kaynaklarda, tarihe “İkinci Ömer” ismiyle geçen yedinci Emevi Halifesi Ömer bin Abdülaziz’in, Hazreti Peygamber (sas)’e son derece hürmetkâr bir şahsiyet olduğu belirtiliyor. Öyle ki, Medine’de vali iken Efendimiz’in ayak bastığı yerleri adım adım dolaştığı, namaz kıldığı yerlerde namaz kıldığı, önemli olayların geçtiği her yeri ziyaret ettiği belirtiliyor. Ömer bin Abdülaziz, Efendimiz’in dudaklarının ve ellerinin değdiği kadehle birlikte, yine ona ait hurma yaprakları ile örülmüş bir serir, içi hurma yaprakları ile dolu deriden bir yastık, büyükçe bir çanak, elbise, el değirmeni, sadak ile bir kadife yorganı da hürmeten muhafaza ediyordu. Hastalandığında ise şifa umuduyla üzerinde Efendimiz’in terinin hâlâ misk gibi koktuğu yorganın suyu ile yıkanıyordu. Hırka–i Saadet Dairesi’nde Yaklaşık üç asır boyunca tam bir emanet titizliği ile korunan ve hikayesi kaynaklara geçen bu kadehin daha sonra ne olduğu bugün için bilinmiyor. Ama Sehl bin Sa’d tarafından muhafaza edilen kadeh günümüze kadar gelmiş durumda. Topkapı Sarayı Hırka–i Saadet Dairesi’nde bulunan Kadeh–i Şerif, ağaçtan yapılmış. Çapı dıştan 20, içten 16 cm; yüksekliği dıştan 8, içten 6 cm; kalınlığı ise 2 cm. Zaman içinde yıprandığı, adeta dağılacak gibi bir hal aldığı için dışı gümüşle kaplanmış. Yıpranan kısımları da siyah bir madde ile doldurulmuş. Dış kısmındaki kalem işi desenlerle bezeli gümüş kaplamanın etrafını sülüs hattıyla Ayete’l Kürsi yazılı bordür çeviriyor. Ağız kısmında ince bir yazı ile kadehin hikâyesi kayıtlı. Aynı kitabe sülüs hattıyla bir madalyon şeklinde dip kısmında da yer alıyor.

Kitabeye göre Hazreti Sehl tarafından muhafaza edilen Kadeh–i Şerif, bir müddet Kalkaşendi ismiyle tanınan bir ulema ailesi tarafından korunmuş, hicri 921 yılında da Şam emirlerinden Emir Sibay’ın eline ulaşmış. Üzerindeki gümüş kaplama da muhtemelen bu devirde yaptırılmış. Kadeh–i Şerif’in bu tarihten sonraki hikayesi ise tam bir muamma. Kaplamasında Emir Sibay tarafından teslim alındığı tarih olarak belirtilen hicri 921, miladi takvimle 1515/16’ya denk geliyor. Şam’ın Osmanlılar tarafından alındığı tarih de hicri 922. Şam, Memlük ordusunun Mercidabık’ta imhası sonunda 28 Eylül 1516’da kapılarını Yavuz Sultan Selim’e açmış, Yavuz da bir müddet burada ikamet etmişti. Üzerindeki kitabeyi saymazsak Kadeh–i Şerif’le alâkalı yazılı kaynaklardaki bilgiler en son Ömer bin Abdülaziz devrine kadar ulaşıyor. Kayboldu sanılıyordu Bu tarihten sonra nasıl muhafaza edildiği, Osmanlılara nasıl intikal ettiği konusu bir tarafa, varlığıyla ilgili bilgiye rastlamak dahi mümkün değildi. Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili isimli eserini yazmadan önce 25 yıl boyunca bu konuları derinlemesine araştırdığını, bütün kaynaklara ulaşmaya çalıştığını; ama böyle bir bilgiye rastlamadığını belirtiyor. Kadeh–i Şerif, Topkapı Sarayı'nda 21/37 no’lu gümüş tas olarak kayıtlarda gözüküyor. Kutsal Emanetler Dairesi'nde, 1400 küsur yıl öncesinin mutlu bir gününden kalan bu hatıranın muhafazasına devam ediliyorE