3 Eylül 2014 Çarşamba

216 AYETE ALLAH az ve cele şöyle buyuruyor . SAVAŞ size farz kılındı gerçi osize hoş gelmez fakat olurki siz birşeyden hoşlanmazsanız oysa o hakınızda bir hayırdır olurki bir şeyi seversiniz oysa o hakınızda kötülüktür siz bilmezken ALLAH bilir
217 sana o saygın gösterilmesi gereken aydan  ve ondan savaşmaktan soruyorlar  de ki ondaki savaş büyük bir günahtır  bununla birlikte  ALLAH  yolundan alı koymak onu inkar etmek  mescidi harama gitmeyi engelemek onun çevresinde yaşıyanları oradan çıkarmak  ALLAH katında daha büyük tür fitne öldürmekten daha büyüktür onlara güçler yeterse sizin dininden döner ve kafir olarak can verirse artık onların bütün amelleri dünya ve ahiret heder olmuştur artık onlar cehennemliktirler hep orada sonsuz kalırlar 
218 şüphesiz iman edenler ALLAH yolunda hiciret edip cihat edenler muhakka bunlar ALLAH ın rahmetini umarlar ALLAH çokca bagışlayandır çok ca acıyandır 

25 Ağustos 2014 Pazartesi

BAKARA SÜRESİ 214 AYETE YOKSA siz kendinizden önce geçenleri başına gelenlerin hiç sizin başınıza gelmeksizin cennete girivereceginizimi sandınız  onların başına öyle ezici sıkıntılar ve darlıklargeldi ve öyle sarsıldılarki hatta peygamber ve onunla birlikte iman edenler  ne zaman ALLAH ın yardımı diyecek hale geldiler bak işte ALLAH ın yardımı yakındır 215 sana ne re ye infak edeceklerini soruyorlar de ki hayır olarak yaptıgınız infak ana baba en yakınlar öksüzler biçareler yolda kalmışlar içindir hayır olarak daha her ne yaparsanız kesinlikle ALLAH onu bilir

20 Ağustos 2014 Çarşamba

BAKARA SÜRESİ 213 AYETE İNSANLAR TEK BİR ÜMMET İDİ AYRILMALARI ÜZERİNE ALLAH rahmetinin müjdecilerive azabın habercileri olmak üzere peygamberler gönderi beraberlerinde hak ile kitap indirdi ki insanlararasında ihtilaf ettikleri noktada hakem olsun bunda da sırf  o kitap verilenler kendilerine bunca delil geldikten sonra tuttular aralarındaki ihtiras yüzünden ihtilafa düştüler bunun üzerine ALLAH onların ihtilaf ettikleri hakka izin-i ilahisiyle bu iman edenleri dogrudan dogruya ulaştırdı öyle ya ALLAH diledigini dogru yola çıkarır

7 Ağustos 2014 Perşembe

Eshâb-ı Suffa’dan olan Sevban (r.a.), Resûl-i ekremden sonraki, ilim fazilet ve fetva sahibi kimseler arasında sayılmaktadır. Geniş bir ders halkası ve talebeleri vardı. Ma’dan bin Talha, Raşid bin Saad, Cüheyz bin Nadir, Abdurrahman bin Ganem, Ebû İdris Havlânî onun derslerinden istifade edenlerin başlıcalarındandır. Hz. Sevban, Resûl-i ekreme, hizmet ve ta’zîmde öyle bir derecede idi ki, müslümanlar bunu kelimelerle izah etmekte aciz kalırlardı. Resûl-i ekreme (s.a.v.) olan bu sevgi ve bağlılığından dolayı defalarca zarar görmüş hatta yaralanmıştı. Bir gün bir yahudi gelerek, Resûl-i ekreme “Esselâmü Aleyke Yâ Muhammed!” demişti. Orada bulunan Hz. Sevban, Niçin “Yâ Resûlallah!” demedi diye Yahudiyle döğüşmüş ve yaralanmıştı. Hz. Sevban, “Peygamberimizin, kuru kuru ismini söylemeyi günâh kabul ederim.” derdi.
Peygambere hürmet ve ta’zîm, müslümanlar üzerine çok dikkat etmeleri gereken bir vazifedir. Hz. Sevban, Resûl-i ekremin (s.a.v.) daha önceleri satın alınan kölesi olduğu için değil, Resûlullah olduğu için O’na hürmet ederdi. Nitekim bir gün Hz. Sevban, Resûl-i ekremin yüzüne öyle bir baktı ki, onun bu bakışını gören Hz. Peygamber, hemen Hz. Sevban’a hitaben: “Yâ Sevban, nedir bu hâlin? Bir yerin mi ağrıyor, yoksa sana bir hastalık mı ârız oldu?” buyurarak durumunu sordu. Hz. Sevban da: “Anam babam sana fedâ olsun Yâ Resûlallah. Hiç bir yerim ağrımıyor, hiç hastalığım yoktur. Siz, Makâm-ı mahmûd sahibisiniz. Mertebe-i nübüvvetiniz pek âlîdir. Ben Cennete girsem, kullar arasında olacağım için sizin sohbetinizde bulunamayacağım. Eğer giremezsem, sizi ebediyyen görmekten mahrum olacağım. İşte bu korku beni perişan etti.” meâlinde cevap verdi. Bunun üzerine Nisâ sûresinin 69-70. âyet-i kerîmeleri nâzil oldu. “Allahü teâlâ ve Peygamberlere itaat edenler, işte bunlar, Allahü teâlâ’nın kendilerine nimet verdiği Peygamberlerle, sıddîklarla, şehîdlerle ve iyi kimselerle beraberdir. Bunlarsa ne güzel birer arkadaş!”
 
KAYNAKLAR